Sivas Bilgi Bankası

/ Yerleşimler

ok.gif (105 bytes)GERİ

    Divriği Merkez/Genel Bilgiler

 Genel Bilgiler:|Tarih |Turizm |Ulaşım |Ticaret Ekonomi |Köyler |Günümüzden |Konaklama-Hizmetler-Tesisler | Bilgi güncellemeform.gif (1343 bytes)'u...©
  |Kültür/Sanat |Gelenekler | Folklor |Yemek Kültürü |Müzik/Yerel Sesler | Edebiyat-Kitap,Sinema-Tiyatro,Gösteri Sanatları, Resim-Fotoğraf,Plastik Sanatlar
   |Kent/Konumu |Mimari |Ulucamii ve Daruşşifa |
Konaklar |İz bırakanlar | Anılar |

Kente Bakış:

kent.jpg (32556 bytes)Kent Fırat'ın kolu olan Çaltı suyuna yakın yarı düzlük bir alanda kurulmuştur. Yerleşme alanı güneyden kuzeye oldukça düzlüktür. Iğımbat Tepesi şehrin doğusunda, kale kuzeydoğusunda yer alır. Çaltı Irmağı kuzeydoğu boyunca akar. 12. ve 13. yüzyıllarda kalenin eteğinde yoğunlaşan yerleşim yerleri daha sonra güneydeki ekim alanlarına doğru seyrekleşerek yayılmıştır. Yüksek bir kalenin eteğinden sulak vadi düzlüklerine doğru bahçeler içinde yerleşmiş bir kent olan Divriği, doğanın çizdiği sınırlarda kalarak küçük kent kimliğini yüzyıllardır korumuştur.
Lıh (Lığ) suyu vadisinde bir Roma kentinin kurulduğu düşünülmektedir. Bizanslılar zamanında Tephrike bir sınır karakoludur. düşünülmektedir. Tephrike 11. yüzyıl sonlarında Asya'dan Anadolu'ya yönelen göç dalgalarından etkilenmiş, artan nüfusla birlikte burada kentleşme denilebilecek süreç başlamıştır. Mengücekler zamanında kentleşmenin başladığı 12. ve 13. yüzyıllarda oluşan yerleşim alanı aşağı yukarı bugün de aynıdır.
"Bu küçük kasabanın Bizans İmparatorluğu yazarlarının Tephrike dedikleri yer olduğu muhakkaktır. Sivas-Erzincan kestirme yolu üzerindedir. Arazisi kısmen dağlıktır. Fakat gerek nehir sularının elverişliliği sebebiyle vadilerin tarıma müsait oluşu, gerekse halkının gayreti ve tarımseverliği sayesinde kasabanın her tarafında bayındırlık görülür. Divriği'nin büyük kalesi yüksek bir yerde kurulmuştur. Evler ve çarşı ise düzlüktedir. Bu vadi yerleşimi bir uçtan ötekine iki saatlik bir alanda, her türlü meyve ağacının bulunduğu bahçelerle kaplıdır. Sancağın dağlarında çok miktarda demir madeni vardır. Bu, bir zamanlar Divriği meliklerinin yegâne gelir kaynağı olmuştur."
M.V de St. Martin, s.575
Divriği melikleri sanatı ve mimariyi savaşmaya tercih etmişlerdir. Bölgesel çatışmalara katılmamışlar, kente kazandırdıkları olağanüstü mimarlık eserleriyle tarihe adlarını yazdırmışlardır. I. Süleyman (1142-1171), Emir İsfehsalar Seyfeddin Şahin Şah (1171-1196), Melik II. Süleyman Şah (1196-?), Melik Ahmed Şah (1228-1252) ve Melik Müeyyed Salih (1252-1277); Divriği Mengücekleri'nin bu beş ismi babadan oğula geçen bir yönetim sergilemişlerdir. Şahin Şah Divriği kentinin kurucularındandır. Kentin tarihinde ilk darphane tesisi ve para basılması Şahin Şah döneminde gerçekleşmiştir.
Ulu Camii'nin yapımı 1228'den 1242'ye kadar sürerken, Divriği'deki diğer imar çalışmaları da bu sürede devam etmiştir. Ulu Camii'nin Şah kapısı'nın tamamlandığı 1240'da kentin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar içme suyu gereksinimini karşılayan Ahmed Şah suyu şebekesi, bu şebekeden beslenen çeşmeler ve iki hamam, bedesten, türbeler, yakın çevredeki hanlar ve köprüler de yapılmıştır.
Divriği melikleri 13. yüzyılda demir ocaklarını işleterek yüksek gelirler sağlamışlardır. O dönemdeki demir ocaklarının işletme ve ihracat koşulları bilinmese de nal ve mıh üretildiği ve bu ürünlerin satışının sonraki yüzyıllarda da devam ettiği belgelerle öğrenilmektedir. Ocaklarda külçe haline getirilen demirler, Suk-i Sultani denilen Divriği Çarşısı'nda, Demirciler Arastası'ndaki nalbant ve demirci dükkânlarında işleniyordu. Demircilik zanaatı başlıca işkolu ve geçim kaynağıydı. Çarşı kalenin eteğinde Ulu Cami'nin önündeki alanda idi.
Günümüze sadece Bedesten'in harabesi kalmıştır. 1776 tarihli bir belgede Suk-i Sultani'de bulunan esnaflar sıralanmıştır. Buna göre kentte bezzaz, çulha, bakkal, köşker, berber, debbağ, ekmekçi, dülger, demirci, nalbant, mutaf, kirişçi esnafları, bakırcılar, terziler, kebapçılar, gibi esnaf grupları faaliyet göstermekteydi.
12. yüzyıldan 18. yüzyıl sonlarına kadar şehrin yerleşimi kale içine, kale ve Iğımbat yamaçlarına ve "bağlar" denilen Ardanus-Uluzar-Üçtaş mevkilerine kadar yayılmıştı. 11. yüzyıl ve 12. yüzyıl başları, Mengüceklerin yerleşme döneminde şehrin merkezi kale içindeki Kal'a ve Feth-i Bab mahallelerinden oluşuyordu. Türk hakimiyetinin Anadolu'da yayılması ve Divriği'nin bir iç şehir görünüşü alması ile kale eteklerine doğru Sinaniye, Bezazistan ve Cami-i Kebir mahalleleri oluşmuştur. Ulu Camii, bedesten, han, türbeler ve medreseler de bu mahallelere inşa edildi. Uluzar, Ardanus, Üçtaş mevkilerinde bağlar denilen dağınık düzende bağ evleri kurulmuştu. Nüfus şehrin güneyinde Palanga-Uzunyazı ovasına da yarı göçebe düzeninde yayılmaya başlamıştır. Arhusu, Diblehan, Kurdeşen, Alaybeyi mevkileri bağlar bölgesinden uzakta ama aynı tip yerleşmelerle, tek katlı, bir iki odalı, geniş ahırlı konut tipleri ile oluşmuştur. Bu mahalleler genellikle bir mescid ya da zaviye çevresinde kümelenmiştir. Bu mahalle tipleri ve yerleşim yapısı 14. yüzyıl sonuna kadar varlığını korumuştur.
Memlüklerin şehre hakim oldukları 14. yüzyıl sonlarında Kale ve Ulu Camii çevresindeki toplu yerleşim yapısı bağlara doğru yayılma göstermiştir. Kemankeş, Kayıtbay, Mercantepesi gibi mahalleler bu dönemin yeni mahalleleridir. Memlükler dönemine ait cami, hamam, türbe ve mezarlar genelde bu mahallelerdedir. Kaleden güneye doğru bir şerit halinde oluşan mahaller Kurdeşen mahallesine doğru seyrekleşerek devam etmiştir.
14. yüzyıl'da Divriği'nin çok büyük bir yerleşim sahası olmadığı yazarlar tarafından belirtilmiştir.
"Devirgi, orta bir şehirdir. Hukuk-ı divanisi (yıllık geliri) kırk bin üç yüz dinardır"
H. Mustevfi (~1350)
"Divrik küçük bir şehir olup bulunduğu yer itibariyle taarruza elverişli değildir. Burayı savunmaya yarayan kale geniş ve sağlam istihkâmdır"
Halil ez-Zahiri
16. yüzyılda Osmanlı hakimiyetine giren Divriği'nin 17. yüzyıldan itibaren mahallelere göre nüfus dağılımında değişiklikler meydana gelmiştir. Mengücekler döneminde yoğunlukla yaşanan kale ve çevresindeki mahalleler zamanla boşalmaya başlamıştır. Daha sulak ve havadar olan güney-batı ve batıdaki mahalleler daha çok tercih edilir olmuştur. Eski mahalleler 20. yüzyılda tamamen boşalmış ve harap hale dönüşmeye başlamıştır.
19. yüzyıl ve sonrasında şehir Çaltı vadisine doğru genişlemeye başlamış ve kuzey-güney doğrultusunda akarak Çaltı'ya bağlanan Abıçimen ve Pir Eyyüb Derelerinin yamaçlarına yayılmıştır. Abıçimen Deresi zamanla şehrin içinde kaldığından, iki tarafı bağlayabilmek için 9 tane taşköprü inşa edilmiştir. Köprülerden biri ermeniler tarafından, biri yerli halk tarafından ve yedisi Köse Paşa tarafından yaptırılmıştır. 18. yüzyıldan sonra yeni mahalleler ortaya çıkmaya başlamış ancak kale ve yamaçlarında var olan eski mahalleler de terk edilmeye başlamıştır. 19. yüzyılda Ulu Camii ve çevresindeki boşalma sonucu Bedesten yöresinde de birkaç eski ev kalınca, Kalealtı mahallesi burayı da kapsamıştır. Divriği'nin mimari açıdan klasik tarzdaki konutlarından bazıları bedesten çevresindedir.
Kentin Ermeni ve Rum nüfusu ise başlangıçtan itibaren Kalealtı, Çayboyu, Cirgişan ve Taşbaşı mahallelerine yerleşmiş ancak 19. yüzyıldan sonra Horavenk mahallesine doğru yayılmışlardır.
Vital Cuinet 19. yüzyıl biterken eski ve yeni kent alanlarını şöyle anlatır:
"Şehir ortasından geçen bir çayla (Abıçimen Deresi) ikiye ayrılmıştır. Derince bir vadiden akan çayın üzerine 6 taşköprü yapılmıştır. Kasaba çok geniş bir alanı kaplar. Güneydoğu'daki eski yerleşim alanı, ihtişam devirlerinde tamamen meskûndu. Fakat halk zamanla ve yavaş yavaş kuzeybatı kesime ve bahçelere çekilmiştir. Çarşı güneydoğudadır. Birkaç evin de yer aldığı bu kısım ayrı tutulursa eski şehir bir harabe yığını halindedir. Denilebilir ki burası nerdeyse tamamen terk edilmiştir."
Nüfusun fazla olmamasına rağmen bahçeli evlere yerleşmesi nedeniyle şehir çok geniş bir alana yayılmıştır. Divriği 1800'lerde 8000 Türk, 2000 Ermeni olmak üzere 10.000 nüfuslu bir yerleşimdir. 1850'ye kadar Sivas Vilayet'nin bir sancağı olan Divriği, bu tarihte kaymakamlık olmuştur. Ancak 19. yüzyıl kent için bir gerileme dönemidir ve bu durum nüfusuna da yansımıştır. Nüfus 1890'da 5600'e, 1925'de 4800'e, 1930'larda 3500'e kadar düşmüştür. 1935'de demiryolunun gelmesi, demir madeninin işletmeye açılması gibi gelişmelerle bir artış göstermeye başlayan nüfusun ancak 1970'de 10.000 lere tekrar ulaşmıştır.
Kentin eski halini gösteren bir resim veya gravür bugüne kadar bulunamamıştır. Ancak Selçuklu dönemi kentleri arasında planını koruyabilmiş tek yer konumundadır ve bu sayede geçmişteki kimliğini resim ve gravürlerden daha net yansıtmaktadır.

Kaynak: www. Divrigikenti.com

Kaynak - Bilgi : Tanıtım yazıları yazarın kişisel görüşlerini yansıtır. Biilmsel veriler kaynakca gösterilerek yayınlanan yazılardır.

©