Cumhuriyet İlkokulu, Mercantepe Mahallesi
1925-1927 yılları arasında yaptırılan iki katlı resmi bir binadır. Dış
görünümü ve özellikle pencereleri dikkat çekicidir. Bina kuzey-güney doğrultusunda
inşa edilmiştir. Beş derslik, bir müdür ve öğretmen odası bulunmaktadır. Doğu
cephesinde bir sahanlık bulunur. Buradaki cümle kapısından koridora girilir. Batı
cephesine yerleştirilen sınıfların kapıları bu koridora açılır. 1885 yılında
yapılan rüşdiye mektebi ile birlikte 1990 yılına kadar faaliyetini sürdürmüştür.
Yıkım raporu alınan bina 2004 yılında restore edilerek kullanıma açılmıştır.
İlk Demirçelik Lojmanları
Kentte inşa edilen ilk Demirçelik Lojmanları Cumhuriyet yıllarının ilk mimari
örnekleri olması açısından önem taşımaktadır.
Kestoğan Kalesi
Mengücek Kalesi'nin kuzeydoğusunda küçük ve eski bir şatonun harabesidir. Etilerin
Anadolu'da inşa ettikleri 70 adet şatodan biri olup daha sonra su getirilmesi ile
devamlı kullanılmıştır. Alan surlarla çevrili olup, içinde küçük bir kiliseyle
inziva mağarası ve kayaya oyulmuş bir havuz vardır.
Aşağı Hamam Köprüsü / Sayid Kozoğlu Köprüsü ve Eski dükkanlar
DİVRİĞİ KALESİ:
Bir ortaçağ savunma yapısıdır. Tepenin yukarısında daha dar bir alanı çeviren
alçak surları vardır. Mengücekoğullarına geçişinden Ahmed Şah zamanına kadar
eski Paulikian-Bizans kalesi korunmuştur. Cengiz Han'ın Asya'da kurduğu eski Moğol
Devleti'nin Anadolu'yu tehdit etmesi üzerine Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad
(1220-1237), yöneticileri kent surlarını ve içkaleleri yenilemeye teşvik etmiş.
Ahmed Şah da bu yenilemeye katılır. O sırada Ulu Camii ve Darüşşifası inşaatı
devam etmektedir. İnşaatın Tiflisli ve Ahlatlı mimarlar tarafından yapıldığı ve
kale inşaatında da aynı mimar ve mühendislerin çalıştığı varsayılır. Dış ve
iç surlar simgesel hayvan figürlerinin işlendiği bir frizle süslenmiştir. (friz:
Eski Yunan ve Roma yapılarında taban kirişi ile çatı arasında kalan, üzeri boydan
boya kabartmalarla süslü bölüm) Kale kuzey-güney doğrultuda oval dikdörtgen
yapıdadır. Dış Kale'nin sur uzunluğu 1000 m, içkale'nin sur uzunluğu güney-kuzey
doğrultuda yıkılmış kısmı dahil 400 m'dir. Kalenin kente bakan batı ve güney
yamaçları iki sıra surla çevrilmiştir. Kuzey ve doğu cepheler dik uçurumlar halinde
Çaltı Vadisi'ne indiğinden kalede barınanların can güvenliği için yer yer basit
duvarlar örülmüştür.
Parmaklık [Hisar Peçe]: Kalenin kuzey eteğinde, dik bir burnun üstünde, kale
surlarıyla bağlantısız 20 m uzunluğunda, 6 m yüksekliğinde tek duvar halinde bir
yapı vardır. Bu tek duvara kaleye geçit veren bir kaya tünelinin giriş kısmında
bulunduğu için Parmaklık adı verilmiş olabilir. Parmaklık, "hisar-peçe"
(ön kale) anlamında yerel bir isim de olabilir.
Kaya Tüneli, Kırk Ayakçak, Soğuk Mağara: Parmaklık'ın arka tarafında insan eliyle
oyulmuş 4 m genişliğinde 6 m yüksekliğinde 20 m uzunluğundaki kaya tünelinden
kayanın kuzeydoğu yamacına ulaşılmaktadır. Kaya tünelinin doğu ağzından
çıkılınca kayalara oyulmuş Kırk Ayakçak denilen basamaklara ulaşılır. Soğuk
Mağara, Kırk Ayakçak basamaklarının devamında, kalenin kuzey yamacında bir kapıdan
girilip bir yer altı yolundan Çaltı ırmağına inildiği söylenen, varlığı
kanıtlanmamış bir mağaradır. Evliya Çelebi'nin anlattığı gizli su yolu Kırk
Ayakçak ile başlayan bu mağara olabilir. En son 2007 yılında Orta Doğu Teknik
Üniversitesi Mağaracılık Kulübü'nn yaptığı araştırmalarda mağaranın
ulaşılabiln kısmının 200 m uzunluğunda olduğu, kayaların düşmesi nedeniyle bu
metreden sonra kapandığı anlaşılıyor.
Şah Kapısı [A Kapısı]: Kalenin güneybatısında şehirden giriş kapısıdır.
Bugüne ulaşmasa da "Babü'ş-Şah", "Babü'l-Kıble",
"Babül-Kebir", Babü'l-Camii" gibi bir adı vardır. Divriği
şahlarının kale ile Ulu Camii arasında ve bu kapıyla irtibatlı bir sarayları, kale
içinde de yine bu kapıdan geçilerek ulaşılan bir kasırları bulunuyordu. Kapının
ölçüleri Ahmed Şah ve Melik Salih'in kapıyı bu amaçla kullandıklarını
düşündürür.
Kale Kapısı [B Kapısı]: Kapı sağındaki yarım daire planlı bir kule ile solundaki
üçgen planlı bir diğer burçla savunmaya alınmıştır. Umumi giriş için
kullanılan bu kapıda giren çıkanların okuması için Memlükler Döneminde
yerleştirilmiş, sultanlık buyruğunu içeren bir kitabe vardır.
İçkale: Arslanburç ile Kuş Kayası arasında düz bir doğrultuda alçak bedenler ve
burçlardan oluşan içkale suru meyilli kale düzlüğünü ikiye ayırmıştır.
Muhtemelen 9. yüzyıl'da Paulikanlarca yapılmış eski kalenin temelleri üzerine
yapılmıştır. 1180 tarihli Kale Camii'nin İçkale içerisinde yer alması, içkalenin
bu tarihten önce yapıldığını göstermektedir. Surları zamanla yıkılmıştır.
Sadece Arslanburç'a bağlı bir bölümü kısmen sağlam kalabilmiştir.
Kurbangah: Kalenin tepesinde, Divriği'nin ilkçağa uzanan tarihini, kale tepesinin
ilkçağdan beri hem kutsal hem stratejik bir konumda olduğunu gösteren en önemli iz
bir temenos'a ait kurbangahtır. (Temenos: Tapınağın ve sunağın yer aldığı kutsal
alan)
Sarnıç: Kurban çukurlarının kuzeybatısında kayaya oyulmuş üstü beşik tonozla
örtülü 4x4 m boyutunda ve 7 m derinliğinde, kare planlı bir sarnıç bulunmaktadır.
Havuz: Kale Kapısının yanında üstü açık, yağış sularıyla doldurulduğu
düşünülen bir havuzun var olduğu sanılmaktadır.
Kuşun Mağarası: Oval bir ağızla kuzeybatıya bakar.
Yerdamı Mağarası: Arslanburç kayalıklarındaki taşa oyulmuş bir ağızdan girilen
mağara, güney suruna kadar 50 m uzunluğundadır. 20 m eni, 3 m yüksekliği olan doğal
bir mağaradır. Yerdamı denilmesi eskiden kalede oturanların kışlıklarını
küplerle burada saklamalarıyla açıklanabilir.
Mezar Odaları / İnziva Mağaraları: Kalenin kuzeybatı köşesine doğru ve Kuşun
Mağarası'ndan daha aşağıda, kayaya oyulmuş, dört köşe ağızlı bir çift hücre
mağara vardır. Bunların ne maksatla oyulduğu bilinmemekle beraber Türklerden önceki
dönemlerden kalma mezar odaları veya keşişler için hazırlanmış inziva mağaraları
oldukları varsayılmaktadır.
Sur Camisi: Kale Kapısı'ndan girince sağda, sura bitişik olduğu söylenen mescidin
yeri belirlenememekle birlikte bu mescide ait olabilecek bir açıklıktan söz
edilmektedir.
Kale Bedeninde Hayvan Figürü: Arslanburç'un alt tarafında, güneydoğu surlarının
sonundaki burcun üstündedir. 50x80 m boyutlarında bir taş üzerine kabartma bir
figürdür. Figürün "On İki Hayvanlı Türk Takvimi" ndeki hayvanlardan biri,
en yakın olasılıkla da kaplan betimi olduğu ve koruyucu bir öğe olarak surun üst
taş sırasına konulduğu, dolayısıyla aynı amaçla, başka figürlerin de beden ve
burçlarda sıralanmış olduğu söylenebilir.
Arslanburç / Melik Salih Burcu: 1251 yılında Ahmed Şah'ın oğlu Melik Salih
yaptırmıştır. Biçimi ve özellikleriyle Anadolu'da tektir. Aşama aşama tamamlanan
surların Ahmet Şah zamanında tamamlanamayan güney cephe dış surlarının kalenin
güneybatı köşesine kadar, oğlu Salih Melik tarafından Arslanburç ile aynı zamanda
inşa edildiği düşünülebilir. Beş kenarlı ön cephe 10 m eninde ve 8 m
yüksekliğindedir. Konsollarından ikisindeki aslan heykellerinden dolayı Arslanburç
adıyla ünlenmiştir. Arka ayaklarının üzerinde oturarak ön ayaklarını ileriye
doğru uzatmış duruşta ve normal irilikte, kuyrukları bacaklarının arasından
sırtlarına dolanmış yontulara "arslan" deniliyor. Bunu baş biçiminden çok
kuyruk biçimi doğrular. O dönemlerde içkaleye hükümdar için bir kasır ve bunun
payitahta hakim cephesine de üzerinde "şerefe" (balkon) bulunan bir burç
inşa ediliyordu. Hükümdar zaman zaman ahmedek denilen bu burç şerefesinde oturup kent
yaşamını izler, şikayetleri de burada dinlerdi. Adı bilinmeyen mimar ya da yontucu
13. yüzyıla ait ileri sanat anlayışıyla "heykelli anıt" burç
tasarımıyla bulunduğu yere uyumlu, başkule olarak bir savunma yapısı için gerekli,
yaptıranın yücelik duygusunu artıran, aşağıdaki kentte yaşayanlar için güven ve
cesaret simgesi olan, özgün bir kule inşa edebilmiştir.
Kale Camii / Şahinşah Camii / Süleymanpaşa Camii / Hisar Camii
Camii 1155'e doğru Emir İshak oğlu I. Süleyman tarafından yalın bir üslupla
yaptırılmış ve bir de vakıf kurulmuştur. Kale Camii Türklerin en eski
yapılarından biri olması sebebiyle önemlidir. Eserin planı ve bezemelerinin Türk
sanatı içindeki özgünlüğü camiye bir değer daha katmaktadır. Camii kuzey-güney
ekseninde dıştan 19,5x14,5 m lik dikdörtgen bir alanı kaplamaktadır. Kapısı oğlu
Şahin Şah tarafından 1180-81'de yaptırılmıştır. Bezemelerin toplandığı
taçkapı Anadolu taçkapılarının da ilkidir. Cami üç nefli bazilika planına
sahiptir. Neflerin üzerinde mihraba dik uzanan beşik tonozlar yer alır. Tahrir
kayıtlarından eserin başlangıçta "Divriği Kalesi Camii" adıyla
anıldığı ancak sonraki yüzyıllarda, camii vakfına ilişkin işlemlerde camiye
"Süleyman Paşa Camii"denildiği görülmektedir. Caminin ibadete kapanıp
harap olmaya başlaması, kale sakinlerinin aşağı mahallelere göç etmeleriyle
açıklanabilir. 1850'lerden başlayarak kale boşalmaya başlamış, 20.yüzyıl'a
gelinmeden kaledeki son evlerle birlikte camii de terk edilmiştir.
Türkistan-İran Esintili Taçkapı: Caminin kuzey cephesinden ileriye 1
m taşan taçkapı 7 m eninde ve dama kadar 10 m yükseklikte düzgün bir dikdörtgen
meydana getirmektedir. Kapı panosunda iç içe 3 çerçeve ve bir profil bulunur. Bu
profilin altında Şahin Şah'ın 2 satırlık çiçekli Küfi kitabesi yer almaktadır ve
altta üç sıra kemerler yer alır. En içte ise muntazam ve ahenkli kırmızı tuğladan
örülü iki merkezli asıl niş kemeri yer alır. Bu Fars kemeri, her iki yanda sekizgen
köşe sütuncuklarının başlıklarına oturmuştur. Desenli tablalı ve mukarnaslı
sekizgen sütun başlıkları, yüzeysel Rumilerle işlidir. Sütuncuklardan batıdaki
yerinden sökülmüştür ancak başlığı boşlukta kalmış şekilde yerindedir. Tuğla
örgülü kemerin başlık ve sütuncukların arkasında kalan alınlık kare panolara
ayrılmış ve her pano, çokgen Arabesklerle doldurulmuştur. Alınlığın altında
geometrik süslemeli ince bir frizin çerçevelediği dikdörtgen sığ kapı nişinin
yukarısındaki tek satırlık kapı kuşağı, çiçekli küfi ile "üstat"
(mimar) imzasını içermektedir. Kitabede üstat Hasan'ın "Meragalı" olduğu
okunmaktadır. Bu taçkapıdan yansıyan "Fars-İran" havasının nedenini de
acıklamış olur.
Kale Camii Minberi: Anadolu ahşap minberlerinin en eskilerindendir.
Abanoz minberin Kale Camii'ndeki yeri olasılıkla mihrabın sağında kalan kemerin
altıdır. Bugün toplanabilen parçaları Sivas Kongre Müzesi'nde teşhir edilmektedir.
Kalede Hayat, Kale Mahallesi
Divriği Mengücek Kalesi'nin hakkında bilinenler son derece sınırlıdır. 1880'lerden
beri ıssız kalan ve harabeye dönüşen kale, eskiden kentin en güvenlikli yeriymiş.
Kale mahallesinde ayrıcalıklı bir zümre otururmuş. Kalenin güney yamacında kademeli
sıralanan evlerin, geceleri ışıltılı bir manzarası varmış. Bayramlarda kaleden
toplar atılır, ramazanda Arslanburç'tan Ulu Camii minaresine mahya ipleri gerilir, bir
dizi kandil yakılırmış. Kentle bağlantı güçlüğü, susuzluk, mevsimsel koşullar,
bağ bahçe olmayışı gibi nedenlerle 18. yüzyıl'da başlayan göç mahallenin
boşalmasıyla sonuçlanmış. Kale halkı kentin Pulur, Uluzar, Karayusuf, Karamahmud
gibi dış mahallerindeki bağ evleri denen yazlıklara ya da şehirde edindikleri evlere
taşınmışlar. 1880'e doğru kışın kalede, yazın bağ evlerinde yaşama
geleneğinden vazgeçmeyen az sayıda aile yine de varmış. Sonunda bu aileler de
evlerini yıkıp kaleyi terk etmişler. Fakat kale âdeti olan kale kapısının demir
kanatlarının her akşam kapatılması 19. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiş. 1649
yılında Evliya Çelebi Divriği'yi ziyaret etmiştir. Evliya Çelebi bu kentin düşman
saldırısından korunmuşluğuna karşın "Celali ve Cemali"
ayaklanmacılarının tehdidinden kurtulamadığını, bu nedenle kalede yeterli cephane
ve asker bulundurulduğunu belirtir. Kalede su yolu bulunduğunu, bundan başka yağmur
suyu sarnıçları, buğday ambarları, cephaneler, 300 adet hane ve bir caminin
bulunduğunu ve kalenin bir demir kapısı olduğunu yazar. Ayrıca kale eteğinde bir
cirit alanının bulunduğundan ve buradaki bir köprüden geçilerek Kestoğan Kalesi'ne
gidilebildiğinden bahseder.
KaledeTarihi Su Şebekesi
Ahmed Şah kentin güneydoğusuna su şebekesi döşetir. Bu su Dumluca Dağı
eteklerinden Hazarkek köyü üzerinden 16 km mesafeden gelir. Bu şebeke üzerinde
çeşitli çeşmeler vardır. Bu çeşmelerin en güzel ve anıt biçimlileri külliye
çevresindedir. Şebeke kaleye kadar devam etmektedir ve son çeşme Kale mahallesindedir.
Sözlü bilgilerden kale içindeki bir veya iki çeşmede Ahmed Şah suyu aktığı, kurak
mevsimlerde çeşmeler kesilince sarnıcın kullanıldığı varsayılır. 1781 tarihli
kadı kaydı ve 1797 tarihli berat suretinden kalenin su şebekesi bakım ve onarımı
için Ahmed Şah Suyu Vakfı kurulduğu, fakat gerekli onarımların yapılmaması sonucu
1777 de kesilen suyun daha sonra tekrar akıtıldığı bilgisine ulaşılır. Kaledeki
çeşme veya çeşmelerin en son 1850'lere kadar aktığı tahmin ediliyor. Bu yıllar
aynı zamanda kale mahallesinin de giderek terk edilişinin başlangıcıdır.
Cedid Paşa Camisi / Taş
Cami / Alaca Cami / Paşa Cami
Camii bulunduğu mahalleye adını vermiş ve mahalle Cedid Paşa Camii Mahallesi olarak
anılmaya başlamıştır. Bulunduğu böle bağevleri ve konakların bulunduğu alanda
olması nedeniyle Divriği’nin Ulu Camii’den sonra en görkemli ibadet mekanıdır.
1799 yılında yapılan caminin bezemeleri Ulu Camii’nde görülen süslemelerin benzeri
ve taklidi şeklindedir. Caminin minaresi siyah-beyaz kesme taş örgülüdür. Caminin
minberi söylenenlere göre 1800’lerde cemaati azalan Kale Camii’den sökülerek
getirilmiştir. 19. yüzyıl ortalarında Cedid Paşa Camii’ne yeni bir minber
yapılmasıyla, tarihi minber bu camiden de kaldırılmış ve günümüze kadar ancak
parçaları kalmıştır. Bugün toplanabilen parçaları Sivas Kongre Müzesi’nde
teşhir edilmektedir.
Diğer Camiler ve Mescitler
Gökçe Camii / Hasanağa Camii (1844), Abı Çimen Camii (1840), Zeliha Hatun Camii
(1869), Kemankeş Camii, Hacı Osman Mescidi, Şemsi Bezirgan Mescidi, Kültür Ahmet
Paşa Mescidi, Süleyman Ağa Mescidi, Tavukçu Mescidi ve Turabalı Mescidi.
MEDERSELER:
Bir cami ortamında hizmet veren veya bir caminin, türbenin bitişiğinde yer alan
medreseler Lalaiye, Zeyniye, Sinaniye adlarıyla adlandırılırlar. Toprak damlı,
ahşap-hımış yapılar oldukları düşünülmektedir. Divriği medreselerinin bugün
yapıları bulunmasa da, bu kentin 13. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar dört
medreseyi yaşatabilmiş olması, Anadolu eğitim tarihi açısından önem
taşımaktadır. Yaklaşık 600 yıllık bir faaliyet sürecinden söz edilebilecek
Divriği medreselerinde bilinen medrese programlarının uygulandığı
düşünülmektedir. Divriği'de 20. yüzyıla kadar medrese çıkışlı ulemalar görev
almıştır.
Sinaniye Medresesi
Bu yapı Ulu Camii'nin batısında Sinaniye Mahallesi'nin (bugünkü Kalealtı mahallesi)
merkezindeydi. Mescit imaret, türbe ve medreseden oluşan yapısıyla küçük bir
külliye gibiydi. Bugün bu yapılardan kemerli pencereli bir duvar parçasıyla tonoz
bingisinden oluşan bir kalıntı bulunmaktadır. Söylentilere göre Sinaniye
Külliyesini yaptıran kişi Mengücek Şahları'nın akrabası imiş. Başka bir
söylenti ise yapının Sinaniye Hatun tarafından yaptırılmış olduğudur.
Lalaiye Medresesi
Yeri belirlenemeyen eski bir medresedir. Şehzadelerin eğitimini üstlenenlere
"atabeg" ve "lala" denildiği dikkate alındığında, bu medresenin
Mengücek şahlarının çocuklarını yetiştiren bir lalanın anısını taşıdığı
düşünülebilir.
Zeynebiye / Zeyniye Medresesi
Kurucusu ve kuruluşu hakkında bilgi yoktur. Ancak arşiv belgelerinden 13. yüzyılda
açıldığı ve 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar varlığını koruduğu
görülmektedir. Zeynebiye Medresesi son zamanlarında Divriği Medresesi olarak anılmaya
başlamıştır.
TÜRBELER:
Şahin Şah / Sitte Melik Türbesi (1194-96)
Şemsibezirgan mahallesinde, çarşıya ve eski Mengücek yerleşimi alanına doğru giden
yolların ayrıldığı noktada bir setin üzerindedir. Set üstündeki türbe avlusu
zamanla bir hazireye dönüşmüş olup burada çok eski lahitler, mezar taşları ve
temel kalıntıları vardır. Buraya "Aşağı Kubbe Mezarlığı" denilir.
Türbe sekizgen planlıdır. Divriği'deki diğer Mengücek Kümbetlerine plan, malzeme ve
örgü bakımından model olmuştur. Özgün bezemesi bir hükümdara ait olmasına
bağlanabilir. Çünkü diğer türbeler Mengücek meliklerine hizmet eden yöneticiler
için tasarlanmış sade yapılardır. Bezemeler kapı cephesinde, kapı cephesine
bitişik iki yan cephede, piramit külahın altında toplanmıştır. Şahin Şah
tarafından tahminen ölümünden 2 yıl önce yaptırılmıştır. Türbeye Sitte Melik
denilmesi ailesinden Sitti Melike Hatun adında bir kadının bu türbe için vakıf tesis
etmesinden dolayıdır. Şahin Şah'ın annesi veya eşi olması gereken bu hanımın da
aynı yıllarda öldüğü ve Şahin Şah Türbesi'ne gömüldüğü, türbenin de bundan
dolayı Sitte Melik olarak anıldığı anlaşılmaktadır.
Hacib Kamereddin Türbesi (1196)
Çarşıdan Ulu Camii'ye giden yol üzerinde, mezarlığın köşesindedir. Yapı halk
arasında "Kubbe" olarak anılır ve çevresindeki mezarlığa da Kubbedibi
mezarlığı denilir. Şahin Şah'ın Hacib'ine ait olduğu düşünülür ve Şahin Şah
Türbesiyle karşılıklı olan kapısı Şah ve Hacib'in gerçek hayatta karşılıklı
duruşlarıyla ilişkilendirilir. Türbe sekizgen planlı, piramit taş külahlıdır.
Vital Cuinet bu türbeden şöyle bahseder; "Piramit biçimindeki damı çok
zariftir. Dört adet sütunla (?) ve turkuvaz renginde seramiklerle süslenmiştir."
Kamareddin Türbesi'nin Şahin Şah Türbesi ile aynı yıllarda yapılmış olmasına
rağmen daha iyi korunmuş olduğu gözlenir. Bunun nedeninin Şahin Şah Türbesi'nde
yapısal dayanıklılıktan çok bezemeye önem verilmesi ve buna elverişli taş
kullanılması, Kemareddin Türbesi'nde ise dayanıklı malzeme seçimine önem verilmesi
olduğu söylenebilir.
Nureddin Salih / Kemankeş Türbesi (1240)
Ulu Camii'den İmamoğlu mahallesine giden eski sokak üzerinde, Ahi Yusuf Türbesi'nin
güneyindedir. Bulunduğu mahallenin ve yanındaki mescidin adından dolayı Kemankeş
Türbesi de denilir. Ahmet Şah'ın hacibi Siraceddin'in ölen oğlu Salih için
yaptırmıştır. Küçük mezarın çocukken öldüğü sanılan Salih'i simgelediği,
büyük mezarın da Hacib Siraceddin'e ait olduğu söylenebilir. Türbe sekizgen planlı
ve piramit taş külahlıdır. Sekiz yüzeyinde de bezeme yoktur. Zamanla sokak zemini
yükseldiğinden yol cephesi yarıya kadar gömülü durumdadır. Piramit külahın
kaplama taşları 1970'lerde yenilenmiştir.
Kemankeş Mescidi
Bu yapı Nureddin Salih Türbesi'ne bitişik inşa edildiğinden kapı nişinin bulunduğu
ön ve yan yüz, mescidin içinde kalmış, mescit girişini sokaktan ayıran dış duvar
da kümbetin kuzeydoğu köşesine bağlandığı gibi bu köşenin üstüne kümbete
bitişik olarak ahşap bir minare şerefesi yapılmıştır. Buraya, mescit
aralığından, türbe kapısının önündeki basamaklarla çıkılmaktadır. Kerpiçten
yapılma mescit toprak damlı iken sonradan yapılan çatı, türbeyle mescidin uyumsuz
görüntüsünü daha da bozmuştur. Belgeler bu yapının 16. yüzyıldan beri
bulunduğunu göstermektedir.
Hacib Seyyid / Siddi Ahmed / Naib Eşref / Hacı Gazez Türbesi (13. yüzyıl)
Yukarı Çarşı'nın son arastası ile Gariplik Mezarlığı arasındadır.
Yanlış bir adlandırma ile Naib Eşref Türbesi deniliyorsa da belgeler, Seyyid Ahmed
bin el-hac Ömer adında bir hacibin türbesi olduğunu gösteriyor. Kitabesinin
olmayışı türbenin isim ve yapılış tarihi bakımından kesin bilgiye ulaşmayı
engeller. 1972'de taş külahı yenilenmiş, 1990'da da bitişik dükkânlar
kaldırılarak çevresi açılmıştır. Sekizgen piramit bir külahı vardır. Özgün
denebilecek kadar eski ve iyi korunmuş ahşap kapısı dikkat çekicidir.
Turab-ı Ali Türbesi
Kalenin kuzeydoğu eteğinde bulunmaktadır. Kalıntılara göre türbenin sekizgen
planlı olduğu görülmektedir. Eskiden türbenin bulunduğu semt de Turab-ı Ali adıyla
anılıyordu.
Ahi Yusuf Türbesi
Kemankeş mahallesinde Ulu Camii yolu üzerinde, Nureddin Salih Türbesi'nin
yakınındadır. Zaviyesi eve dönüşmüş, türbesi yıkılmış 14. yüzyıl
başlarından kalma bir Ahi yapısıdır. Sözü geçen ahi halk arasında "Ak Yusuf
Hazretleri" olarak anılmıştır. Bir zamanlar Divriği ahilerinin toplandığı bu
türbe-zaviyenin yapılış tarihi bilinmemekle beraber mimari ve bezeme üslubu, kitabe
taşındaki yazı, Mengücekoğulları dönemi veya hemen sonrasıyla bağlantılı
görülmektedir. Ahi Yusuf hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Fakat bir Ahi şeyhi
olduğu kesindir. 13. yüzyıl sonları ve 14. yüzyıl ilk yarısında yaşamıştır.
Belgeler zaviyenin 19. yüzyıla kadar faal olduğunu gösterir.
Hacı Ahmet / Araplık Türbesi
İmamoğlu mahallesi Araplık sokağındaki bu türbe, Sitte Melik, Kamereddin ve Naib
Eşref kümbetlerinin küçük bir modelidir. Divriği'deki çadır biçimli kümbetlerin
son örneğidir denebilir. Türbe sekizgen planlıdır. Doğuya bakan kapı cephesi ve
kubbesi yıkılmıştır. 13. yüzyıl sonları ile 14. yüzyıl başları arasında
yapıldığı düşünülmektedir. Türbenin kimin adına yaptırıldığı ve adının
neden Arap Baba Türbesi olduğu bilinmemektedir. Ancak burada yatan kişi hakkında halk
arasında birkaç söylenti vardır. Bunlardan ilki, Mengücek Şahının mufazı olduğu
ve zenci olduğundan Arap denildiği, ikincisi ise, yaklaşık 300 m batıdaki Ömerpaşa
Mezarlığı'nda gömülü bir kişinin kardeşi ve yardımcısı olduğu, bu kişilerin
arap oldukları ve Mısır'dan gelmiş oldukları söylentileridir. Bu son söylenti
dikkate alınırsa türbenin Memlükler döneminde (15. yüzyıl başlarında) ve
Mengücek kümbetleri model alınarak yapıldığı kabul edilebilir.
Körhane Türbesi
Mercantepe Mezarlığı'nın eteğindeki Körhane Kabristanı içinde yer alan türbe 4x4
m boyutlarında kare planlı bir türbedir. 1970'te Askerlik Şubesi yapılırken tamamen
yıkılmıştır. Buraya, bir tepenin eteğinde oluşundan dolayı "gavrhane"den
(dipte kalan yer) bozma Körhane denilmiş olmalıdır. Söylentilere göre ise korkulu
bir yer olduğu için bu ad verilmiş. Zaman zaman göz rahatsızlığı olanlar ilkel
yöntemlerle burada tedavi edilirmiş. Körhane'nin Mengücekler veya sonrası dönemle
ilgisini kurmaya yarayacak bir belgeye ulaşılamamıştır.
Diğer Türbeler
Kadı İskender B. Abdülcabbar Türbesi, Hacı Mehmet Türbesi, Kağıtbay Türbesi,
Ömer Efendi Türbesi ve Külliyesi, Saracın Türbesi (18. yüzyıl), Seyit Baba
Türbesi, Saçlı Baba, Akçe Baba, Hasan Paşa Türbesi, Hüseyin Gazi Türbesi ve Gani
Baba Türbesi,
HANLAR:
Divriği önemli bir ticaret kenti olmadığı için bu kentte Mengücekler zamanında ve
sonraki dönemlerde orta avlulu çarşı hanları yapılmamıştır. Kentte bir bedesten,
çevre yollar üzerinde kervansaray ve hanlar, kent merkezinde bulunan çarşıda ise
küçük hanlar yapılmıştır.
Bedesten: Kalenin eteğinde, Ulu Camii’nin kuzeybatısında
bulunmaktadır. Bulunduğu mahalleye adını vermiştir. Mengücekler zamanında
çarşının merkezinde bulunan bir yapıdır ve bitişiğinde de bir Bedesten Mescidi
vardır. Zamanla çarşı güneybatıya kayınca Bedesten de giderek işlevini yitirmiş,
çevresinde oluşan yerleşim ise Bedesten Mescidi Mahallesi adını almıştır. Bedesten
dışarıdan 20x15,5 m boyutunda ve dikdörtgen biçiminde bir yapıdır. 20. yüzyıl
başında boş durumda olan tarihi yapının taşları sökülmeye başlansa da, 1950
lerde kemerleri ve bazı dükkânları sağlam durumdaydı. Ancak 1969’a kadar dayanan
yapı bu yıllarda yıkılmıştır.
Çevre Yollar ve Hanlar Bağlantısı
Erzincan'dan batıya doğru uzanan kervan yolu, Kuruçay vadisini izliyor, Dostal - Lordin
- Pingan (Adatepe) güzergâhından Rabat Kale'ye; buradan Çaltı Köprüsü'nü geçerek
Burmahan Kervansarayı'na ulaşıyordu. Yol Burmahan'dan sonra Arege sırtlarını ve
Mirçinge vadisini izleyerek Handere köyündeki Han-ı Mirçinge'ye, buradan da iki kola
ayrılarak bir yol Divriği'ye, diğeri Arapkir üzerinden Malatya'ya devam ediyordu.
Divriği'den gelen yol Karahan, Susuzbel ve Tuğut üzerinden Handere'ye ulaşıyordu;
buradan kuzey (Erzincan) ve güney (Arapkir) yollarına bağlanıyordu. Mirçinge Hanı
önünden ayrılan bir yol da Ortaköy-Sarıçiçek üzerinden Eğin'e iniyordu. Yolun,
Çaltı Köyü - Ortaköy arasındaki, kervansarayla yaşıt, kaba taşlarla döşenmiş
kesimine "Sultan Murad Yolu" denilmektedir. Sultan Murad Yolu, yaz aylarında
ara konak gerektirmezken kış mevsiminde Mirçinge Hanı ara Konaktı. Bu eski kervan
yolu günümüzde de köyler arası bağlantıyı sağlamaktadır.
Vecdeddin Hanı: Yeri kesin belirlenemeyen bu hanı ve mescidini
Vecdeddin bin Satılmış yaptırmış ve M. 1216 tarihli bir vakfiye düzenlemiştir.
Ancak hanın Kangal-Divriği arasındaki Karasar Geçidi yakınlarında olduğu tahmin
edilmektedir. Arşiv kayıtlarında Han'ın 19. yüzyıl sonlarında yıkıldığı
bilinmektedir.
Kemal Hanı: M. 1530 tarihinde Hakme'ye bağlı bir mezranın
vakfedildiği yazılır. Vakfiyesinin M. 1298 tarihli oluşu, Mengücek Hanedanı'nın
kapanışını izleyen yıllarda yapıldığını göstermektedir.
Seymani Hanı: Divriği'nin şimdiki sınırları dışında kalan
Durdul'da olduğu saptanmıştır.
Bihruz Hanı: Kentteki Bihruz Mescidi ve Türbesi'nin vakfı olan han,
Sevir nahiyesi Bihruz mezrasındaydı.
Pamuklu Han / Pamukhan: Kızköprüsü'ne yakın olan han Karabel yolunun
ilk konaklama yeriydi. 1938'de demiryolu yapılırken yıkıldığından ancak duvar
izleri kalmıştır.
Diblehan / Dipli Han: Kentin batı yönünde Günbahçe Köyü ile
Dumluca Köyü arasında bulunan yol üzerinde iki katlı küçük bir yapıdır. Alt
katı kare planlı olup, üst katı sekizgendir. Kubbesi yıkılmış, duvarlarının
kesme taşları sökülmüştür. Yapının genel çizgileriyle Mengücekoğulları'ndan
sonraki dönemlerde yapıldığı düşünülebilir. Bu yapı han olarak anılsa da
Divriği'deki kümbetlerin bir örneğidir ve bir türbedir. Zamanla içinde türbe
olduğu unutulmuş ve bir dinlenme hanına dönüşmüş diye düşünülebilir.
Diblehan'ın yanında bir çeşme ile "Mücavir şah" denen bir de mezar
vardır.
Burmahan Kervansarayı: Divriği bölgesinin en büyük konaklama
yapısıdır. Yüzyıllardır bakımsız olmasına ve tahrip edilmesine rağmen bugün
ayaktadır. Tarihi kervan yolu üzerinde bulunanen büyük konaklama yapılarından
biridir. Dıştan yaklaşık 24x52 m (1248 m2) büyüklüğündedir. Bulunduğu tepeye
kısmen gömülü olarak inşa edilen Burmahan'ın bu adını taçkapısının ve
kışlık bölüm avlu kapısının yanlarındaki burma işlemeli sütunlardan aldığı
söylenir. Maalesef her iki kapının bezemeli kemer ve ayakları 1937-38 yıllarında
Divriği-Erzincan demiryolu inşaatı sırasında sökülüp götürülmüştür. Planı
ve yapısal özellikleri, bu hanın Mengücekler zamanında yapıldığını gösterdiği
gibi arşiv belgeleri hanın Divriği Kale Camii ile aynı dönemde, 12. yüzyıl
ortalarında yapıldığını doğrulamaktadır. Burmahan Kervansarayı'nın diğer iki
ayrıntısı mescit ile arkasında kalan küçük hamamdır. Han bir açık avlu ve
tonozlu kapalı kısımdan oluşur. Yol kesme olaylarını arttığı 17. yüzyılda
buradan geçen Sultan Murad Yolu'nun güvenliği için Burmahan'da bir derbentçi
örgütü kurulmuştur. Çaltı vadisine hakim bir tepenin üzerinde bulunan han
Anadolu'nun ilk kervansaraylarındandır.
Burmahan Kervansarayı'nın doğu cephe duvarı, bucephe duvarından taşıntılı,
mukarnaslı kapı nişli taçkapısı tamamen yıkıldığı gibi, yapının çok sağlam
olan mevcut kısımları da tahrip edilmiştir. Hanın yazlık bölümünü oluşturan
üstü açık avlunun güne duvarı kısmen ayaktadır. Kuzey yanda birer kemer tonozla
örtülü beş eyvan, ara duvar kemerleriyle birbirine bağlanmış olup revak
görünümündedir. Kuzeydoğu köşede de kapalı bir koğuş ye alır. Bu bölümün
dışarıya ve bitişiğindeki ilk eyvana açılan kapıları vardır. Avluya bakan
eyvanların sivri ağız kemerleri Selçuklu tarzında ve karo taşlarla örülmüştür.
Kuzeydoğudaki kapalı ve iki kapılı odanın ise kervansaray muhafızlarına ait olduğu
düşünülmektedir. Avlunun karşısındaki kışlık bölümün cephesinde geniş bir
eyvan ve bir de küçük kapı görülmektedir. Bu kapıdan bir koğuşa, oradan da ikinci
bir kapıyla mescide girilmektedir.
Burmahan Kervansarayı'nın önemli iki ayrıntısı, mescit ile arkasında kalan küçük
hamamdır. Kervansaray duvarına bitişik olmasına rağmen bağımsız bir yapı olan
hamam iç içe iki hücrelidir. Hamamın mukarnaslı küçük bir kubbesi vardır.
Murçinge / Handere Hanı
Mirçinge Çayı vadisindeki Handere mezrasındadır. Erzincan-Malatya yolu üzerindeki
hanlar zincirine dahildir. Adının Ulu Camiinin M.1243 tarihli vakfiyesinde "Han-ı
Mirçinge" olarak geçiyor olması, bu hanın 12. yüzyıl eseri olduğunu
göstermektedir. Özellikle kış aylarında yolculuk yapanlar için düşünülmüş bir
ara handır. İçten yaklaşık 11,3x13,8 m (146 m2) büyüklüğündedir. Kapalı kış
hanı tipinin en eski örneklerinden olan hanın güney cephesinde bir küçük kapısı
vardır. Taş bir kemerin çevirdiği bu açıklık yüklü hayvanların giremeyeceği
kadar dardır. Bu durum hanın önündeki hayvanlara ve yüklere mahsus bölümün
yıkıldığını düşündürtmektedir. Ortadaki kapalı avlunun dört tarafını bir
dehliz kuşatmıştır. Orta bölümde yolcuların kaldığı ve yanlara da hayvanların
bağlandığı düşünülmektedir. Avluyu yan dehlizlerden ayıran duvarlarda beşer
pencere veya geçit, dar cephelerde de üçer açıklık görülür. Adının Ulu Cami'nin
M.1243 tarihli vakfiyesinde "Han-ı Mirçinge" olarak geçiyor olmas, bu hanın
bir erken dönem yapısı olduğunu göstermektedir.
Dumluca Hanı / Hanocağı
Dumluca Yaylası'nda, Divriği'ye 12 km uzaklıkta eski bir kervan yolunun üzerindedir.
Yapılış tarihi bilinmeyen han 12,5x15 m boyutlarındadır. Yapı avlusuz tipte ve
kapalıdır. Enli ve penceresiz dış duvarları ve kemer aralıkları moloz
örgülüdür. Han kuzey-güney ekseninde üç neflidir. Nefler karşılıklı iki sıra
halinde dört çift kalın kemer ayağına inen beşer kemerle bağlanmıştır. Nef
tonozlarını tutmak için de ikişer takviye kemeri örülmüştür. Yarı gömülü
durumdaki yapının orta nef kemerinin yüksekliği 4,5 m, yan neflerin uzunluğu 3,75
m'dir.
KİLİSELER:
Yukarı Kilise: Kalenin batısında yer almaktadır. Büyük bir bölümü
yıkılmıştır. Üç nefli ve apsisli on dokuzuncu yüzyılda görülen tipte bir
bazilikadır. Kilisenin ermenice adı Üç Horm Kilisesidir.
Aşağı Kilise: Yukarı Kilise’nin alt kısmındadır. Duvarları ve
üst kısmı yıkılmış durumdadır.
Diğer Kilisele: Kaya Yakup Kilisesi, Erşün Kilisesi, Uzunkaya (Pergam) Kilisesi,
Kayaburun Köyü Kilisesi ve Güresin mevkiinde yer alan kiliseler vardır.
HAMAMLAR:
Bala (Yüksek Hamam) / Bekirçavuş Çifte Hamamı
Ulu Camii'nin batısında Kemareddin Türbesi'ne inen yol üzerindedir.
Kuzey-güney ekseninde uzunlamasına bir yapıdır. Hamamın ana yapısı 22x12,2 m'dir.
Dış duvarlar 90 cm enindedir. Kuzeyde dar bir koridor biçimindeki aralıktan bir
kapıyla bingi izlerinden kubbeli olduğu anlaşılan camegaha, buradan da soğukluğu
ayıran dar dehlize girilmektedir. Dehlizin iki yanına birer hücre bölünmüştür. Bu
hücrelerden biri apteshaneye, biri özel halvete geçmektedir. Ortada kalan dehlizde ise
biri ustura tutma halvetine, diğeri sıcaklığa açılan iki kapı, soğukluğun batı
tarafında ise hamam planlarına aykırı konumlu bir halvete açılan bir kapı vardır.
Bu halvetin, ayrı dehlizinin ve kapısının bulunması nedeniyle özel bir durumdur ve
bu bölüm nedeniyle hamam "çifte hamam" olarak adlandırılır. Asıl
soğukluktan dar bir kapıyla giriln sıcaklıkta, karşılıklı dört eyvan ile
köşelerdeki sivri kemerli kapılardan girilen dört halvet vardır. Planı, inşa
tekniği, kapılarının biçimi ve kemerlerindeki taşlarıyla Aşağı Hamam'a
benzerliği dikkate alınırsa her ikisinin aynı yıllarda yapıldığı tahmin
edilmektedir.
Bugün hamam, kubbeleri çökmüş, içi dolmuş durumdadır. Bu hamam Ahmed Şah-Turan
Melek Külliyesi'nin bir öğesi olarak inşa edilmiş ve 19. yüzyıl sonlarına kadar
çalışmıştır. Hamamı Ahmed Şah suyu beslemiştir. Hamamın Ahmed Şah tarafından,
Ulu Camii ve darüşşifa gibi büyük bir yapının inşası sırasında
usta-kalfa-işçi topluluğunun ihtiyaçları için yaptırdığı düşünülmektedir.
Arşiv belgelerinden hamamın asıl adının Hamam-ı Bala (yüksek hamam) olduğu yarı
gelirinin de Ulu Camii vakfından karşılandığı öğrenilmektedir. Buraya Bekirçavuş
Hamamı denilmesi en erken 17. yüzyıldadır. Bekir Çavuş'un kimliği bilinmemekle
beraber, kendisinin mütevelli veya hamamı onarıp çalıştıran bir hayırsever olduğu
düşünülmektedir.
Geleneksel gelin hamamları bu hamamda düzenlenirmiş. 1880'lerde çalışır durumda
olan hamam, Kale mahallesinin nüfusunun azalmasıyla ve suyollarının da
bakımsızlaşmasıyla 1900'e doğru kapanmış ve 1925'ten sonra yıkılmaya terk
edilmiştir. Hamam daha sonraki yıllarda taş ocağı olarak kullanılmıştır. En son
Ulu Camii'de onarım yapan müteahhitlerin buradan kesme taşlar almalarıyla bugünkü
halini almıştır.
Hamam-ı Süfla (Aşağı
Hamam) / Kayaoğlu Hamamı / Acıhamam
Kentin batı yakasında, Aşağıhamam mahallesiyle çarşı arasında, köprü
başındadır. Hamam-ı Bala'ya (Yukarı Hamam) göre kentte aşağıda kaldığından
Hamam-ı Süfla (Aşağı Hamam), harap olduktan sonra Kayaoğlu ailesi onardığı için
"Kayaoğlu Hamamı" denilmiştir. Halk arasında "Ciniviz hamamı"
dense de bir Mengücek dönemi yapısı olduğu saptanmıştır. Sodalı suyundan dolayı
halk tarafından buraya Acıhamam da denilmektedir. Camegah bölümünün kubbesi, 18.
yüzyıl başlarındaki onarım sırasında yenilenmiştir. Hamamın sokak tarafındaki
çeşmesi, sokağın yükselmesi sonucu gömülü kalmış, kitabesi de silinmiştir.
Türk hamamlarının klasik 'sıcaklık' ve 'soğukluk' kısımlarını içerir. Hamamda
Arap Baba denilen iki mezar taşı vardır. Kentin Ermenileri burayı "Karsun
Manuk" (Kırk Sabi) diye adlandırırlar ve burada dua ederlermiş.
Plan, ölçü ve üslupça Bekirçavuş Hamamına benzemektedir. Camegah, bir ara kemerle
iki bölümlü olup bir kemer tonoz ve bir kubbeyle örtülmüştür. Köprünün
bulunduğu köşede bulunan erkekler kapısı üstündeki hususi soyunma odasına ahşap
merdivenle çıkılır. Camegahın üç yanındaki taş soyunma sekilerinin üzeri tahta
döşemedir. Ortadaki şadırvan, ayaklı taş kurnası (yerel adı: Kadeh) olan, dört
sivri köşeli, dört oval karınlı yekpare bir havuzdur. Bunun, hamamın sıcaklık
bölümünün modeli olduğu ileri sürülmektedir. Kadehten dökülen suların havuzdan
taşarak zemindeki derelere dökülüşüyle camegah ortamına su şırıltısı
yayılır. İki yan sekinin birleştiği köşedeki kurnadan da sular taşar ki bu
düzenekler bir tahliye yöntemi olup hamama gelen suyun fazlasının bu şekilde
atılması sağlanmıştır. Camegahın girişinde hamamcının oturduğu ahşap kürsü
vardır.
Soğukluk aralığı, üç taraflı dar bir dehlizdir. Sol yanı tuvalet, sağ uzantısı
"Araplık" denen ziyaret yeridir. Dar bir kapıdan girilen soğukluk, ortada
küçük bir kubbe, yanlarda da kemer tonozlarla örtülüdür. Her iki yanda yüksek
oturma sekileri vardır. Soğukluktan sıcaklık eyvanına geçilir. Sıcaklığın orta
boşunu yüksek kubbelidir. Göbektaşı bu kubbenin altındadır.
Önceleri Abuçimen çayındaki su kaynaklarından beslenen hamam, 17. yüzyılda
Kayaoğlu-zade Hacı Efendi tarafından tamir edilmiş ve 13 km uzaktaki Pir Eyüb
deresinden su getirilmiştir. Bu su aynı zamanda Ahmed Şah suyu gibi günümüze kadar
işlevini sürdürmüştür. Ahmed Şah suyu Abuçimen deresinin doğu yakasını,
Kayaoğlu suyu ise batı yakasını beslemiştir. her ikisi de işlevini sürdürmektedir.
Kentte ayrıca İmamoğlu Hamamı da bulunmaktadır.
ÇEŞMELER:
Divriği'de yetmiş tane çeşme inşa edilmiş ancak çoğu günümüze kalmamıştır.
Divriği'de çeşme ve hamamları besleyen iki ana suyolu bulunmaktadır. Bunlardan
birincisi Mengücekoğulları zamanında Ahmed Şah tarafından yaptırılan ve Ahmed Şah
suyu olarak anılan, Dumluca Dağı'nın doğu eteklerinden getirilen suyoludur. Su yolu
Çatal Çeşme, Hatipoğlu Çeşmesi gibi 14 adet çeşmenin yapılmasıyla Sitti Melik
Türbesi önünden devam etmiştir. Şehir genişledikçe ana suyolundan çıkarılan
kollar üzerine yapılan 26 yeni çeşmeyle şehrin su ihtiyacı karşılanmıştır.
İkinci ana suyolu ise Pir Eyüp mevkiinden getirilen suyoludur ve bu suyolu üzerinde 20
kadar çeşme daha yaptırılmıştır. Yılankırkanlı Evi, Hacı Ferhat Evi,
Hafislioğlu Evi gibi bazı yapılarda avlu içine ev çeşmesi yaptırılmıştır. Ana
suyolları dışında başka kaynaklardan beslenen iki adet çeşme daha vardır.
1960'larda su şebekesi yetmediği için bu sular belediye tarafından şebekeye dahil
edilmiş ve tarihi çeşmeler de işlevlerini kaybetmişlerdir. Günümüze kalan
çeşmelerin çoğu da yok olmak üzeredir. Divriği merkezde kitabesi olan 16 adet
çeşme vardır.
Ahmed Şah Suyu üzerindeki çeşmeler:
1. Ahmet Paşa Çeşmesi: Ahmet Paşa Mahallesindedir.
2. Erçüklü-zade Çeşmesi: İmamoğlu Mahallesi Erçüklü-zade
Evinin karşısındadır.
3. Kantepe Camii Çeşmesi: İmamoğlu Mahallesi Kantepe Camii minaresi
yakınında yol üzerindedir.
4. Pancaroğlu Bahçesi Çeşmesi: Kalealtı Mahallesi Pancaroğlu
Bahçesi yanındadır.
5. Yılankırkan-zade Çeşmesi: Abu Çimen Mahallesi Edison Sokak
Yılankırkan-zade lakaplı Hacı hasan Efendi'nin konağının cümle kapısının
sağında ve selamlık kısmında iç duvar üzerinde yer alan br çeşmedir.
6. Paşa Güllüoğlu Evi Çeşmesi
Pir Eyüb Suyu üzerindeki çeşmeler:
1. Çağlı Camii Mahallesi Çeşmesi: Naci Demirağ Caddesi Çağlı
Camii yanındadır.
2. Süleyman Ağa Mahallesi Çeşmesi: Süleyman Ağa Mahallesi Ömer
sokakta bir duvar üzerindedir.
3. Hacı Hüseyin Çeşmesi: Süleyman Ağa Mahallesinde eski bir evin
sol bahçe duvarındadır.
4. Aristak-zade Mehmet Nuri Çeşmesi: Süleyman Ağa Mahallesi, Mehmet
Atay sokakta bir duvar üzerindedir.
5. Tevrüzlü Konağı Çeşmesi: Tevrüzlü Konağının iç avlu
duvarının selamlık tarafında bulunur.
6. Hacı ismail Bey Konağı Çeşmesi: Hacı Osman Mescidi Mahallesi,
Öğrenci sokakta Hacı İsmail Bey Konağının harem kısmında bahçeye bakan cephede
duvar üzerindedir.
7. Esat Bey Çeşmesi: Hacı Osman Mescidi Mahallesi Cedid Paşa Caddesi
üzerinde köşede duvar üzerinde bulunur.
8. Abdullah Paşa Konağı Çeşmesi: Hacı Osman Mescidi Mahallesi
Cedid Paşa Caddesi üzerinde bulunan Abdullah Paşa Konağının selamlık avlusu duvar
üzerinde bulunur.
Diğer Çeşmeler:
1. Acıca Çeşmesi: Güllübağ Mahallesi Garip Baba Sokakta bulunur.
2. Müstantik Ömer Bey Çeşmesi: Belediye Binası önünde bulunur.
1939-1940 yıllarında Nuri ve Naci Demirağ tarafından babaları Mühürdar-zade Ömer
Bey adına yaptırılmıştır. Şebeke suyu getiren çeşme halen kullanılmaktadır.
TARİHİ MEZARLIKLAR:
Söğütlük Mezarlığı: Merkezde Kamu binalarının kuzeyindedir.
Paşa Mezarlığı: Söğütlük Mezarlığı’nın karşısındadır.
Kantepe Mezarlığı: Kantepe Camisi yanındadır.
Diğer Mezarlıklar:Devlet Bey Mezarlığı, Iğımbat Eteği, Kurdeşen Mezarlığı,
Garib Baba Mezarlığı, Küçük Mezarlık.
Kaynak: www. Divrigikenti.com
|