1985 yılında UNESCO Dünya Mirası
Listesi'ne alınan anıt, Ahmed Şah Ulu Camii ile bitişiğindeki Turan Melek
Darüşşifası'ndan oluşan bir yapıdır. Kitabelerden okunduğu şekliyle külliyenin
temeli 1228 yılının Aralık ayında atılmıştır. Cami icin hazırlanan vakfiye 5
Temmuz 1243 yılına aittir. Bu tarihler külliyenin inşaata başlanmasından sonra
ibadete açılabilmesi için 14,5 yıl geçtiğini göstermektedir. Bir külliye olarak
tasarlanan yapının aşhane (imaret), buka (konukevi), sundurma, mahkeme, namazgah,
musalla, kuyu ve sebil gibi yapıları ortadan kalkmıştır.
Caminin 14,5 m yüksekliğindeki, darüşşifanın ise 14 m yüksekliğindeki
taçkapıları ile çatıdaki konik külahlar bir dikeylik oluşturur. Öte yandan,
binanın yatay uzanımı, baskın bir anıtsal karşıtlık yaratır. Burada örnek
alınan arazidir. Anadolu'nun sonsuza uzanıyormuş izlenimi veren uçsuz bucaksız
bozkırında ilerleyen yolcu, kendisini birden sarp yamaçlı kayalıkların karşısında
veya dik tepelerin dibinde kıvrılarak uzanan vadilerde bulurken, bazen de gittikçe
yaklaşan yüksek dağların görkemine uzaktan tanık olur. Mağara ve oyukların
gölgeli çukurlukları soluklanma yeridir. Benzer şekilde, Divriği külliyesinin
çıplak duvarları birer kaya kütlesi gibi yükselir, konik külahlar sivri tepeleri
andırırken, devasa taçkapıları gölgeli mağaraların girişi gibidir. Caminin üç
cephede birer taçkapısı, Darüşşifanın ise bir taçkapısı vardır. Cami'nin kuzey
cephesindeki Cümle Kapısı diğer kapılara göre daha görkemli ve bezemeleriyle daha
dikkat çekicidir. Bu durum, kapının kıbleye açılan ana giriş oluşuyla
açıklanabilir.
Divriği ulu cami ve Daru'ş-şifası
adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz eser, Anadolu Selçuklu Devleti
Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228) Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından,
Şifahane ise Ahmet Şah'ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Divriği
ulu camii Fatma hatun Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.
Divriği Ulu Camii'nin ve Darü'ş-şifanın dünyadaki diğer tarihi eserlerden bir
takım farkları vardır:
Birincisi,böyle mükemmel üç boyutlu detaylı geometrik sitiller ve bitkisel bezemeler
hiç bir yerde olmadığı sanat tarihçiler ve mimarlar tarafından söylenmektedir.Kapı
ve duvarlara işlenen tüm motifler asimetriktir ve her karede binlerce taş işlemeli
motif bulunur. Usta devamlı tekrardan kaçınmış ve kendisini yenilemiş. Hiç bir
motife bağımlı kalmamıştır. Her motifte Allah'ın birliğinin vurgulandığı
gözlemleniyor.
Divriği Ulu Camii ve Daruşşifasının dört kapısı vardır. Şifahane Taç
Tapısı,Cami Kuzey Taç Kapı,Cami Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç Kapısı. Her
biri birbirinden farklı eşsiz bezemelerle göz kamaştıran bir mimarlık ve
mühendislik harikası niteliğindedir.
Ahmed Şah Ulu Cami 
Külliye'nin cami bölümü, sütun dizileri ile belirlenmiş beş sahın içerir.
Diğerlerinden daha geniş olan orta sahının merkezinde eskiden ortası açık, fakat
şimdi kapatılmış bir kubbe yer alır. Bunun altındaki bölümün eyvanlı açık
avlulu İran camisi ile Anadolu bazilikasının setezlenmesinden ortaya çıktığı
söylenebilir. Dolayısıyla Selçuklu dönemine özgü bir yaratımdır. 'Maksure kubbe'
adı verilen mihrap-önü kubbesi erken İslam dönemi cami mimarisi geleneğindedir.
Fakat Anadolu'ya özgü konik bir külahla örtülmüştür. Bu iki örtü sistemi
dışındaki taş malzeme ile inşa edilmiş 23 adet dekoratif çapraz tonoz, türlerinin
Anadolu'da bulunan en ihtişamlı örnekleridir. Tonozların merkezinde, 'çapraz tonoz'
uygulaması ile birleştirilmiş iç içe geçen doğrusal bezeme hatları haç
görünümündedir. Fakat, bunlar aslında Güneş'in devinimi üzerine temellenmiş
'dört yön, ara yönler ve merkezdeki gökyüzü-güneş kapısı' kavramlarının
somutlanmasından oluşur.
Turan Melek Darüşşifası
Cami'nin güneyine bitişik olan Darüşşifa, Anadolu'da kitabesinde 'darüşşifa'
tanımı geçen tek binadır. Külliye'nin vakfiyesi kayıptır. Bu nedenle,
darüşşifanın kuruluş amacı tam olarak anlaşılamamıştır. Darüşşifa kelimesi,
13. yüzyılda, medrese, imaret, konukevi alamlarında kullanılıyordu. Bu binalara
gezgin hekim veya cerrahlar uğruyor, hastaları muayene ediyordu. Necdet Sakaoğlu'na
göre, Divriği'deki darüşşifa bir 'konukevi' işlevindeydi. Aynı zamanda, bu binanın
üst katındaki orta sofalı mekân, bir 'divanhane' olarak 'resmi makam' alanı, Ahmed
Şah ve Turan Melek'in rezidansı olarak kullanılmış olabilir. Darüşşifa'nın
merkezindeki havuz ve üzerindeki ortası delik kubbede 'kapalı avlu' fikri
vurgulanmış. Üç adet eyvan, İran'daki eyvanlı avlu fikrini; dört sütun
uygulaması, Anadolu'daki dört sütunlu bazilikayı; kubbe uygulaması,
transeptli-kubbeli bazilikayı; ve eyvanların önünde koridor uygulaması, üç
sahınlı bazilikayı anımsatıyor. Bunların biraraya getirilmesiyle özgün ve bezersiz
bir sentez ortaya çıkmış.
Cümle Kapısı / Kadınlar Kapısı / Kuzey Kapısı
Caminin kuzey taçkapısı bezemesi ve bezemelerin soyut anlatımıyla çok görkemli ve
özgün bir kompozisyon ortaya koymaktadır. Yüksekliği 14,5 m, eni 11,5 m ve derinliği
4,5 m'dir. İki yandaki içinde güneş simgesi lotus çiçekleri ve rumilerin hakim
olduğu devasa kutsal ağaçlar, İran'da Sasani döneminden kalan mağara eyvanları
üzerinde görülür. Eski Mezopotamya, İran ve Orta Asya'nın ışık simgesi kutsal
ağacı, Kur'an ve ilişkili İslam kozmolojisine Sidret'ul Munteha (En Son Sınırın
Ağacı) adı altında girmiştir. Ağacın sınır kavramı ile ilişkilendirilmesi, onun
evren ve Tanrı arasındaki eşiğin bir simgesi olmasından kaynaklanır. En alt
düzeydeki güneş diskleri, Hattilerin kozmos simgesi güneş disklerini anımsatır.
Güneş diskinin merkezindeki kutsal geometri Tanrısal akıldan yayılan evrenin ahengini
yansıtır.
Taçkapı kompozisyonunun ana motifi bir altıgendir. Altıgen, Eski Ahit ve Kur'an'da
Tanrı'nın yeryüzünü yarattığı gün sayısıdır. Teolog Hrabanus Maurus (9.
yüzyıl) şöyle diyor "6 sayısı, Tanrı yeryüzünü 6 günde yarattığı için
kutsal değildir, 6 sayısı mükemmel olduğu için Tanrı yeryüzünü 6 günde
yaratmıştır". Taçkapının merkezindeki altıgen, aslında palpeteği gibi
bütün taçkapı yüzeyi boyunca yayılan bir içiçe altıgenler örgüsünün merkezi
motifini verir. Kesişen altıgenlerin ışınsal kolları çapraz tonozların haçvari
geometrisi ile karşılaştırıldığında binanın bezemesinin arkasında gizli bir
'kutsal geometri' anlayışının ifade edildiği ortaya çıkar. Taçkapının ardında
ve tonozların altındaki mimari mekânın ilahî bir nitelik taşıdığı izlenimi
alınabilir. Tanrı yaratısı evrenin bir simgesi olmak anlamında böyle bir özelliği
bulunmaktadır. Fakat, içerideki anıtsal bir taçkapıyı andıran Anadolu'nun en
büyük taş mihrabı ve tonozlardaki kapı gibi şekillendirilen merkez noktaları
ulaşılan iç mekânı aslında dünyaya ait kılar. Bunlar kapıların ardında açılan
kapılar, perdelerin ardında açılan perdeler gibidir. Burada insana, bu dünyada beden
olarak varolurken Cennet'in yada ilahî mekânın sınırlarından öteye geçemeyeceği
fikri iletilir; Tanrı ve Tanrı'nın mekânının kendisi için henüz soyut bir
gerçeklik olduğu mesaji verilir. Tanrı yaratısı evrenin simgelendiği Cami
taçkapısı ve iç mekân Cennet'in yersel birer ifadesi değil, ''aracı saha', 'geçiş
bölgesi' ve 'iletişim alanı' işlevindedir.

Çarşı Kapısı / Çıkış Kapısı / Erkekler Kapısı / Batı Kapısı
Caminin batı cephesinde bulunan taçkapı "suk-i sultani" denilen eski kent
çarşısının bu kapının aşağısında bulunması nedeniyle bu adı almıştır.
Aynı zamanda İslami geleneklere göre büyük camilerde cemaatin caminin kıbleye
açılan ana kapısından girerek namazdan sonra yan kapıdan çıkması nedeniyle
çıkış kapısı adını da almıştır. Yüksekliği cami ile aynıdır. Süslemeleri
ise Kıble Kapısına oranla daha sadedir.
Çıkış Kapısı'nın cephesi bitkisel ve geometrik motiflerle kaplıdır. Motiflerde
düz ve ters lale motifleri, yapraklar, geçmeli yıldızlar ve altıgenler, yarım ve
bütün küreler ve kilim motifleri görülmektedir. Çıkış kapısının alınlık
saçak/korniş kısmı çeşitli zamanlarda yapılan onarımlar sırasında bozulmuştur.
1905 yılında yapılan onarımlar sırasında da tepeye bir ay yıldız
yerleştirilmiştir. Kapının iki yanındaki mukarnaslı köşe nişlerinin iç
yüzeylerinde ikisi çift başlı biri tek kuş figürleri vardır. Bu figürlerin ilahî
ve sultani güç, ayrıca gökyüzü-güneş kapısı simgeleri olduğu düşünülebilir.
Ayrıca bunlar, Sufi yazınındaki (ör. Arabî) Küllî Akl'ın simgesi Kral Kartal
(Simurg, eril ilke) ile nefs yani 'ruh'un simgesi Gerdanlıklı Güvercin (dişil ilke)
kavramları ile de ilişkilendirilebilir.
Şah Kapısı / Taht Kapısı / Doğu Kapısı
Şah Kapısı'nın yüksekliği 6 m, eni 4 m, derinliği 1,5 m'dir ve cephesi bitkisel ve
geometrik desenlerle bezelidir. Bu kapının camii inşaatının son aşamasında
yapıldığı ve caminin ahşap minberindeki bezeme benzerlikleri nedeniyle aynı kişi
tarafından yapıldığı düşünülmektediir. 20. yüzyıl başındaki onarımlar
sırasında bu taçkapının işlevine son verilerek eşiği kısmen örülmüş, demir
parmaklık ve cam takılarak pencereye dönüştürülmüştür.
Darüşşifa Taçkapısı
Darüşşifa taçkapısının silmelerle kademelendirilmiş anıtsal girişi, Caminin
Kıble taçkapısında olduğu gibi aşamalı bir ilerleme seremonisi için uygun mekânı
tanımlar. Giriş kapısı bir lotus tipte palmet ortasına yerleşmiştir. Bugün büyük
ölçüde kırık olan bu motif, gökyüzü ve güneş kapısını simgeler. Kapının
sağına ve soluna yerleştirilmiş erkek ve kadın başları dönemin astrolojisinde ve
Sivas Şifahanesi eyvanında gördüğümüz Güneş ve Ay simgeleridir. Burada Ahmed Şah
ve Turan Melek kendilerini bu birincil anlamın gerisine gizlemiş olabilir. Taçkapının
üzerinde yükseldiği geniş kaide, büyük kemerin üzerinde yükseldiği devasa sütun
başları ve ortadaki sütun, yüzeyde kalan bir taçkapının ötesine taşan mimari bir
birim oluşturulmak istendiğini gösterir. Taçkapı ve hatta iç mekân ile
ilişkilendirebileceğimiz bu ara alan orta çağ İslâm sufi kozmolojisinde 'arketipik
imgeler, ide, simge ve tekabüller dünyası' veya 'özerk imgesel biçimler dünyası'
anlamlarını veren 'alem el-misal' (Hurkalya yeri), başka deyişle 'orta dünya veya
evren' anlamındaki berzahdır. Berzah 'akıllar alemi' ile 'cisimler alemi'
arasındadır. Burada her dönemde çeşitli simge ve metaforlarla zenginleştirdiği
hayalî topografyanın ögelerini Külliye'nin taçkapılarında simgeler olarak
buluyoruz.
Kaynak: www. Divrigikenti.com |