Mesaj Tarihi: Pazar, Eylül 21, 2008
Mesajı gönderenin adı soyadı: Osman yilmaz
Ey, garip Anam! Yaslı sevdalı, toprak kokulu,
güvercin ürkekliğinde masum bakışlarıyla hasretlik yüreği bedeninde
barındıran Anam
"Özlemini yüreğime sardım Anne!"
Fecre doğru kayarken gece, köyümü tahayyül ediyorum.
Muhabbetlerin uzayıp gittiği demlere kaydı ruhum.
Ufukların karardığı ıssız ve her şeyin sus pus olduğu bir miktar mutluluğun
hayali ile süslenirken yürek.
Bir sevda dalgalanır yüreğimde.
Hicranlı demler tüter ruhumda, annemin gurbet için mırıldandığı sevdasındadır
kalbim ve hayalim.
Sökülen vicdanlar, yıkılan umutlar, söndürülen ocaklar.
Akıl almaz gerçekler, sağır ve hissiz yığınlar.
Bir bir dökülür gözlerimden, yılların örtemediği kıyımlar.
Kan çiçeklerim yetişir, buhur buhur sevda çölünde.
Bir acının son vaktidir, uğurlamak için çıktığımız yolda.
Katran katran düşer umuda kor.
Kelimeler dizilir, yoklukta varlığı kuşanan mazlum ve masum yüreklerin burukluğuyla.
Bir iki taş içinde yaktığımız ateşle kaynatırdık çaylarımızı,
diyecek yoktu muhabbet dolu yüreklerimize, koyun kuzu melemeleri gelirdi
ya, ah Anam ah!
Aklıma geldi özlemin Anam!
Özlersin bilirim o günleri, sevdası hepten içini yer, kemirir.
Çocukluğum geçti, deyişlerin gelir, oturur yüreğime, mutluluk nağmeleri beni de
bulur mu?
Ebedi aleme intikal etmeden, Rahman'ın huzuruna varıp zalimlerin zulmünü
anlatmadan,
mazlum ve mustazaf bir halkı ümmetin sahipsiz bırakışını anlatmadan.
Dünya insanlığının suskunluğunu gözyaşlarıma dize yapıp Kahhar ve Adil olana
sunmadan.
Vakit çığlıkların ayyuka yükseldiği anlarda yoksul avuçlarımızı
duaya doğru uzatma garipliğini sundu bize Anam!
Gel gidelim sanki viran edilmiş koyumuze,
kuş uçmaz kervan geçmez misali kurda kuşa terk edilmiş geçmişimizin
küllerini bulma vakti.
Alın terlerimizin karıştığı topraklarımıza kavuşma vakti.
Şefkatli toprağımıza tohum saçma demlerine vuslat vakti.
Geldiğimiz toprakla bütünleşme kokusunu ciğerlerimize çekme zamanı gelmedi mi?
Ey, mazlum yürekli Anam!
Güneşin doğduğu yeri karanlıklara terk ettiler, güneş yeniden doğudan doğup
aydınlatmalı evreni.
İlk hüzünlerin ve sevgilerin yüreklerimizde yer ettiği küçük dünyamızolan
koyumuze geri dönelim anam.
Dağlarımızda yeniden çoban kavallarının acı acı yükselen sesi yankılanmalıdır.
Bu ses özgürlük tınısını ve sevgi tomurcuklarını yeşertsin betonların arasında
pas tutmuş zihinlerimizde.
Kuzucukların peşinde koşan minnacık ayaklı çocuklarımız, onlar da toprağın
bereketli kokusunu hissetsin.
Köyümüzün camisinde Kur'an okunmalı, kerahat vakitlerine varan sohbetlerin tadında
gecelerimiz olmalı.
İçimizdeki en küçüğümüze okutturmalı; masum dudakları arasında gezinen ilahi
sözcükler,
gecelerimize tefekkür saatleri ve tezekkür sıcaklığını bırakmalı.
Rahmet olukları inmeli gecelerimizde, ılık ılık düşmeli tenimize.
Göz yaşlarımız yağmurlara, nehirlere karışmalı ve topraklarımızı yeniden
solamalı.
Bir zamanlar Şırıl şırıl akan derelerin, sükutu bozan akışını izleyelim.
Suya batıp batıp çıkan ayaklarimiz koşar adımlarla karşıya varırdık ya,
tehlikeli;
ama zulmün dehlizlerinde boğulmaktan çok daha makuldu, derenin berrak
suyuna tertemiz bir ceset sunmak.
Ey, garip Anam! Yaslı sevdalı, toprak kokulu,
güvercin ürkekliğinde masum bakışlarıyla hasretlik yüreği bedeninde
barındıran Anam.
Bin bir umut düşmüştü yüreğine; ama şimdi ak düştü saçının teline.
Hayal meyal der gibisin, çaldılar ruhlarımızı Anam!
Buladılar yüreğimizi kana.
Bir ümmet kapılmış cihanda gözyaşı seline, kan akar oldu ırmaklarımız,
toprağımız kan rengi aldı.
Kurşuna dizilen kardeşlerimiz, yüreklerimizi rahatsız etmiyor artık.
İradem sancılıdır, başkaldırma zamanıdır nefsin tasallutunda esir olmuş
zihinlerimize.
Taştan seccadelerimizde duralım kıyama, Rahman'ın huzurunda.
Islak alınlarımız değsin taşın yufka yüreğine, taş yürekli insanlara inat.
İşte böyle bir an firakta yanan, yapayalnız, yalınayaklı bir ben kaldım uluortada.
Biliyorum, ağaracak ufuklar, bir fecir vakti ezan-ı Muhammedi'yi seslendirecek
münadiler.
Yetim kalmış minaresiz camimizin taş duvarları üzerinde bir
çağrı dokunacak yüreklere, hayalleri örten perdeler yırtılacak,
ötelere uzanan ufukları seyredecek ruhlar.
Yâr'in sevdasına tutkun yürekler bülbül gibi sinesini kanatacak, dikenlerle örülen
güle doğru sayha sayha yaklaşırken.
Örtmeyecek karanlık girdaplar gerçekleri.
Âşıklar alacak ellerine, sazı ve güftesini yapıp seslendirecekler, hakikatlerle
nakşedilmiş davudi nağmeleri,
ötelerin sıcaklığı sinecek yitik özlemlilerin vuslat gecelerinde.
Yeniden doğum sancısı çekecek evren, bir bahar ile direnişin sembolü berfinler
delecek en zor anında karla örülü dağları,
kutlu doğumun şahikası ile tebessüm edecek melekler, kutlayacak âlem,
sevinecek yetimler kurtuluş yakın diye,
bir çayın sıcaklığıyla ruhta gizemli bir mutluluk hâkim olacak.
Özlemini yüreğime sardım Anne !
Bir gün gülecek köyüm, köyümüz, köylerimiz...
Hem de bir çocuk bakışının masumiyetiyle. |
Mesaj Tarihi: Cuma, Ekim 24, 2008
Mesajı gönderenin adı soyadı: Osman Yilmaz
Ah! yaralı ırmağım, kanadı kırık turnam, göğsümüze kenetlenmiş
hasret.Bir hasret ki yakıcılığı dayanılmaz. Ayrılık kaderimizdir belki.Neylersinki
kimine bir dağbaşı ıssızlığı, kimine ağlamaklı
Gecenin Yıldızlarr İniyordu Gökyüzünden , Birer- Birer...Sen Bir Sabahı
Düşlüyordun , Gözbebeklerinden Bir Dağın Yamacına Bakarak...Oysa Hiç Sabah
Olmamıştı Senin İçinde...Bu Yüzden Olacak ki ; Gitmiştin Ardına
Bakmadan...Yalnızlığa Türkü Yaktım Yokluğun da...Bir Rüzgar Sevdaya
Kapıldı...Bir Yağmur Yer Çekimine...Sen Yalandan Büyük Sevdalar Kuran...Sen Talandan
Büyük Gönlümde Talanlar Vuran...Sen...Eskidi Tüm Anılar...Ve Ölüm Eksidi Benliğim
de...Perişan Halimden Nice Asırlar Geçti...Nice Acılar Geçti Perişan Halimden...Bir
Tek Sen Geçmedin Gülüm...Sen Geçmedin Gözlerimin Önünden...
Yalnızlığa Türkü Yaktım...Dilimden Bir İsyan Çıktı Gözlerine...Ellerine ,
Yüreğine Bir İsyan Çıktı...Bütün Şehir Yandı...Ağladı Bulut Ellerime
Ağladı...Üzerime Bir Hüzün Çöktü...Geceye Türlü Ağıtlar Yaktım...Adınla
Başlayan Bir Nakarattı Bütün Ömrüm...Kısaydı Yani...Seninle Uzadı...Uzadı
Evet...Uzadı Bütün O Cümleler, Sözcükler Uzadı...Yazıldı Alnıma
Sensizlik...Sessizlik Yazıldı...Kazındı Ellerime Gözlerinin Rengi...Saçının Teli
Kazındı...
Yangın Kavurdu , Rüzgar Savurdu Beni...Bir Yağmur Terketti Ellerimi...Gökyüzüne Bir
İsyan Çıktı Dilimden...Yalnızlığa Türkü Yaktım Ben...O Puslu
Yalnızlığıydı..
|