|
Sayfa bilgilerinizi güncel tutunuz..*Gönderiniz kaynak
kontrolü yapılarak birgün sonra ilgili sayfada güncellenmektedir... Katılımınız
için teşekkür ederiz. |*GÜNCEL
BASIN BÜLTENLERİ:
DEĞERLİ SAĞLIK EMEKÇİLERİ VE DEĞERLİ HALKIMIZ.
İçinde bulunduğumuz Hemşirelik Haftası'nda
ve diğer günlerde isterdi ki sorunsuz bir iş ortamı, sorunsuz bir çalışma hayatımız
olsun ve gerçek anlamda kutlamalar yapalım.
Ancak sağlıkta yıkım politikaları tüm hızıyla yakmaya ve yıkmaya devam ediyor.
Kutlama yapamadığımız bugün de sizlere; sağlıkta şiddet, hemşirelik mesleği
sorunları ve Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri hakkında bilgilendirme yapacağız.
BASINA VE KAMUOYUNA!
Sağlıkta şiddet
Gaziantep’te bir hasta yakını tarafından öldürülen Dr. Ersin Arslan’ı anmak ve
sağlık alanında ardı arkası kesilmeden süren şiddet olaylarını protesto etmek
amacıyla hekimler ve sağlık çalışanları Türk Tabipleri Birliği'nin çağrısıyla
Türkiye'nin çeşitli yerlerinde, hastanelerde her Salı saat 12.45'de oturma eylemi gerçekleştiriyor.
Sendikamızda ülke genelinde bu eyleme destek vermektedir. Sağlıkta şiddetin mağduru
Doktorlarımız başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarıdır.
Sağlık Bakanlığı tarafından 14.05.2012 tarihinde yayımlanan “Çalışan Güvenliği
Genelgesi” nde “Sağlık çalışanlarımızın güvenli ortamlarda ve yüksek
motivasyonla çalışmasının sağlanması Sağlıkta Dönüşüm Programımızın temel
hedeflerindendir.” İfadesine yer verilerek büyük bir yalana imza atılmıştır.
Bizde biliyor ve iddia ediyoruz ki; Sağlıkta Dönüşüm programı her alanda yıkıma
yol açmaktadır biran önce vazgeçilmelidir. Buradan SAĞLIKTA ŞİDDETİ bir kez daha
KINIYORUZ!
Hemşirelik haftası
KUTLAMA DEĞİL, HAKLARIMIZI İSTİYORUZ.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Mayıs’ın 2. haftası tüm dünya’da hemşirelik
haftası olarak kutlanıyor.
Ülkemizde de çeşitli etkinlikler düzenleniyor, seminerler, balolar yapılıyor, hemşire
ve ebe meslektaşlarımıza çiçekler, fularlar dağıtılıyor. Bütün bu faaliyetler yürütülürken
temel sorunlarımız görmezden geliniyor ve güneş balçıkla sıvanıyor.
Bu güne kadar her nöbet çıkışında onlarca hastaya bakmanın psikolojik ve fiziksel
yorgunluğunu sabah kahvaltısı niyetine ailemize sunduk.
Birçoğumuz sağlık sisteminin piyasalaşmasıyla kendini müşteri zanneden hasta ve
hasta yakınlarının sözlü ve fiziksel tacizine uğradı.
Hepimiz kötü çalışma koşulları ve fazla mesailer yüzünden ailemize yabancılaştık.
Sağlık ekip işidir denildi, yardımcı sağlık hizmetleri sınıfında sayıldık.
Piyasacı sağlık sisteminin “toplam kalite” kavramıyla kâğıtlara gömüldük, kırtasiye
işinden mesleki görevimizi yapamaz olduk.
Aynı işi yaptığımız halde 4/a, 4/b, 4/c, taşeron diye sınıflara ayrıldık, güvencesizleştirildik.
Özel hastanelerdeki meslektaşlarımız haftada 80 saati bulan çalışma şartlarıyla köleleştirildi.
1. basamakta uygulamaya konulan aile hekimliği ile birlikte, okullar okuyarak, emek
vererek kazandığımız unvanlar elimizden alınıp “aile sağlığı elemanı”
olduk.
Sağlıkta dönüşümle değersizleştirildik, iş yükümüz katlandı, angaryaya boğulduk.
Bize iş tarifleri yapıldı, çalıştığımız bölümde uzmanlaşmamız istendi,
kurslar aldık ama yeri geldiğinde “ihtiyaca binaen” klinik klinik dolaştırıldık.
İşkolumuzun yarısını oluşturmamıza rağmen hala mesleki bağımsızlığımız sağlanmadı,
görevimiz olmayan işler verildi.
Geceleri uykusuz kaldık, kansere yakalandık, bulaşıcı ve enfeksiyon hastalıkları
sonucu kimi zaman hayatımızı kaybettik. Hep vardık ama hep yok sayıldık.
Biz mesleğine, emeğine ve onuruna sahip çıkan Sağlık emekçileri olarak diyoruz ki;
• Sağlık hizmeti “ağır ve tehlikeli işler” kapsamına alınmalıdır.
• Gece bir saatlik çalışma iki saat sayılmalıdır.
• Başhemşire dahil tüm yöneticiler çalışanlar tarafından seçilmelidir
ve yöneticilik süreli olmalıdır.
• Sağlık kuruluşlarında ücretsiz kreş açılmalıdır.
• Hastayı müşteri, çalışanı köle yapan ‘sağlıkta dönüşüm
programı’ durdurulmalıdır.
• Tüm sağlık emekçilerine fiili hizmet süresiyle erken emeklilik
hakkı verilmelidir.
• Stajyer hemşire ve İntörn doktorlara emeğinin karşılığı ücret
olarak verilmelidir.
• Doğum izinleri ücretli hale getirilmelidir.
• Haftalık çalışma saati 35 saatle sınırlandırılmalıdır.
• Performans sistemi kaldırılmalı, temel ücret insanca yaşayacak
düzeye çıkarılmalıdır.
TİS Süreci
Hükümetin kamu emekçisine zam teklifi belli oldu. Kamu emekçilerine
ilk yıl için yüzde 3+3, ikinci yıl için ise yüzde 2+3 zam önerildi.
Konfederasyonumuz KESK zam oranının yüzde 30'un altında kalması durumunda 25 Mayıs'a
kadar greve gidileceğini duyurmuştu.
Enflasyonun Nisan ayında resmi rakamlara göre yüzde 11'i geçtiği, bütün fiyatları
zincirleme olarak etkileyecek olan enerji fiyatlarına 6 ayda yüzde 20-30'lara varan
zamların yapıldığı koşullarda AKP'nin kamu emekçisine yönelik bu komik zam teklifi
üzerine daha önce alınan karar doğrultusunda 23 Mayıs 2012 Çarşamba günü GREVDEYİZ.
TALEPLERİMİZİN BİLİNMESİNDE YARAR VAR..
1-Çalışma yaşamını ilgilendiren bütün konuların görüşüleceği, her sendikanın
kendi üyeleri adına toplu sözleşme imzalayacağı ve anayasal hakkımız olan grevi
teminat altına alan düzenleme istiyoruz.
2- 2012 yılı için en düşük kamu emekçisi maaşının 2.145 TL’ye yükseltilmesini,
bu çerçevede tüm kamu emekçilerinin maaşlarına %30 zam yapılmasını istiyoruz.
3-Kamuda sözleşmeli, taşeron v.b. farklı statülerdeki güvencesiz çalışmaya son
verilmesini ve tüm çalışanların iş güvencesine kavuşturulmasını istiyoruz.
4- Her ne ad altında olursa olsun aldığım tüm ek ödemelerin emekli aylığıma yansıtılmasını
istiyoruz.
5- Maaşımızın vergi dilimi artışından etkilenmemesini istiyoruz.
6-Ek ödemeleri düzenleyen 666 Sayılı KHK ile yaratılan ücret adaletsizliği ve mağduriyetlerin
giderilerek gerçekten eşit işe eşit ücretin ödenmesini istiyoruz.
7-Kadın kamu emekçilerine; başta görevde yükselme ve ünvan değişikliklerinde olmak
üzere çalışma yaşamında uygulanan negatif ayrımcılığa, baskı ve şiddete son
verilmesini istiyoruz.
8- İdarenin sendikalar ve üyeleri üzerinde çeşitli yöntemlerle uyguladığı baskıların
son bulmasını, özgür örgütlenme ortamının sağlanmasını istiyoruz.
Sağlık emekçileri olarak; KUTLAMA DEĞİL,HAKLARIMIZI İSTİYORUZ. Sizleri; haklarımız
için, insanca yaşayabileceğimiz bir gelecek için mücadele etmeye, SES’de örgütlenmeye,
SES’imize SES katmaya davet ediyoruz. 15/05/2012
SİVAS SES ŞUBESİ YÖNETİM KURULU Adına;
Şube Başkanı ELİF KARADENİZ
|
*Gelen GÜNCEL İletiler
Sivas Sağlık hakkı meclisi tarafından cumhuriyet üniversitesi
hastanesipoliklinikler girişinde 18 nisan 2012 çarşamba tarihinde saat 12:30'da
basın açıklaması yapıldı.Basın açıklamasını göğüs hastalıkları uzmanı
Prof.Dr.İbrahim Akkurt yaptı, Akkurt 21 aralıkta sağlıkta dönüşüm ve khk'ya
karşı kurulan sağlık hakkı
meclislerinde yaşanacak sıkıntılardan bahsetmiştik, kamusal
hizmetten uzaklaşılarak, müşteri ve işletme mantığıyla sağlık çalışanı ve
halk karşı karşıya getirilmemelidir şeklinde konuştu.
Sivas ilinde bulunan çok sayıda hekim ve sağlık çalışanın yanısıra
demokratik kitle örgütleride destek verdiler. saygı duruşuyla başlayan basın
açıklamasına yaklaşık 200 kişinin katıldığı eylemde siyah kurdele takıldı.
Sivas Ses Şube Yönetimi
SAĞLIK
ÇALIŞANLARINA SALDIRILARI KINIYORUZ...
“SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” CAN ALIYOR…..!
Bir
sağlık emekçisi daha, Dr. Ersin Arslan, 17.Nisan günü Gaziantep’te, hastanede
görevi başında iken, bir hasta yakını tarafından katledildi. Hatırası önünde
saygıyla eğiliyoruz.
Dr. Ersin ARSLAN sırf doktorluk yaptığı için, sırf "işini yaptığı
için" öldürüldü.
Aslında bugün Türkiye her bakımdan karanlıklar içinde. Kadın cinayetleri, Pozantı
vakası, hapishanelerin gazetecilerle, milletvekilleriyle dolup taşması,iç
çatışmalar ve komşu ülkelere müdahale hevesi, muhalif tek bir sese bile tahammül
edememe, ağzını açana cop, su, biber gazı bugünkü Türkiye tablosu. Bugün
Türkiye’de şiddet meşru!
Ve korkarız ki yarın bugünü aratabilir.
İşte Dr. Ersin Arslan böyle bir Türkiye’de katledildi.
Cinayetin neden işlendiğini bilmiyoruz. Söylenene göre, çocuk olan zanlının dedesi
Dr. Arslan’ın da içinde bulunduğu ekibin hastasıymış ve bir süre önce hayatını
kaybetmiş.
Dr. Ersin Arslan devletin hastanesinde, il sağlık müdürlüğü emrinde çalışan bir
hekimdi. Soruyoruz: Dr. Arslan neden öldü?
DR. ERSİN ARSLAN DOĞAL NEDENLERLE ÖLDÜ!
Lütfen söyleyin. Dr. Arslan doğal nedenlerle mi öldü?
Evet.
Bir meslektaşımız, işi insanların hastalıklarını iyileştirmek olan bir insan,
eşi, anası babası, evi barkı, bir geçmişi ve gelecek hayalleri olan, hepimiz gibi
sıradan bir sağlık emekçisi doğal bir nedenle öldü.
Neydi o doğal neden?
Memnun etme becerisi noksanlığı! Belli ki sevgili arkadaşımız, hastasının
yakınını memnun edememişti.
Çünkü bugün ülkemizde görevi yurttaşların bedensel, ruhsal ve sosyal
sağlığını korumak olanlar; verilen sağlık hizmetinin niteliğini iyileştirmek
yerine, “müşteri” memnuniyetine bakıyorlar.
Sayın Sağlık Bakanı saldırı sonrası bakın ne diyor:
“Sağlık hizmetlerinde sağlanan yüzde 76'lık vatandaş memnuniyetinde, sağlık
çalışanlarının alın terinin büyük yeri olduğu unutulmamalıdır.”
Yüzde 76’lık memnuniyet! Bir hekim bıçaklanmış, can çekişirken, ölümle
pençeleşirken, Sayın Bakan vatandaş memnuniyetinden bahsediyor!
Sağlık çalışanlarının alın teri olmasaymış, vatandaş memnuniyeti olmazmış.
Belki de Dr. Ersin Arslan’ın hastaları geri kalan mutsuz %24’ün içindeydi. Belki
de Dr. Ersin Arslan hastayı tedavi etmeyi, ameliyat etmeyi, iyileştirmeyi biliyor; ama
“memnun etmeyi” bilmiyordu. Bilemeyebilir de. Tıp fakültesinde, sağlık
okullarında hasta tedavi etmek öğretilir; memnun etmek değil.
Hekimler-sağlık emekçileri “İyi sağlık hizmeti veremiyoruz” diyor. Ama
halk memnun! İşte biz buna pazarlama başarısı diyoruz.
VATANDAŞ MEMNUNSA NİYE SALDIRIYOR?
Çok enteresan! Türkiye’de hastaların sağlık hizmetinden memnuniyeti arttığı
söyleniyor. Ama memnuniyet arttıkça sağlık emekçilerine saldırılar da artıyor!
2009 ve 2010 yıllarında yani iki yılda hekime saldırı sayısı 65 iken, sadece
2011’de bu sayı 57. hekim dışı sağlık emekçilerine saldırının sayısı bile
belli değil.
Neden acaba?
Hizmetten memnun olan halkımız neden sağlık emekçilerine saldırıyor acaba?
Bu; yanıtı bizler için kolay bir soru. Saldırıyorlar; çünkü televizyondan
kendilerine reklamı yapılan “sağlık hizmetlerindeki iyileşmeyi” hastaneye
gittiklerinde göremiyorlar.
Eskiden kuyruk vardı. Bir doktorun kapısında 100 hasta vardı. Bugün de bir doktor
günde 150 hasta bakmak zorunda bırakılabiliyor. İtiraz yok. Bakılacak. Yeter ki hasta
memnun olsun.
100. hasta olarak muayene odasına giriyorsunuz. Doktor ne yapsın? Şikayetlerinizi
sormak, sizi muayene etmek, bulgularını bilgisayara yazmak, bilgisayardan tetkiklerinizi
istemek için sadece 3 dakikası var. Kapıda 101. hasta bekliyor çünkü homurdanarak.
Sağlık Bakanı, “güvenlik tedbirlerini arttıracağız” diyor, olayı “güvenlik
sorunu olarak görüyor yani. Oysa eskiden olmayan ve bugün olan o kadar çok şey
getirdiler ki.
Peki; eskiden olmayan ne var bugün? Katkı payı var, katılım payı var, reçete
parası var, telefonla randevu parası var, “istisnai” denen sağlık hizmetlerine
devletin hastanesinde devletin hastadan aldığı bıçak parası var, acilde yeşil alan
uygulaması var.
Yani kuyruklar duruyor; bir de üste para veriyoruz. Halkın zararına olanı halkın
yararına gibi göstermek üzere televizyonlarda, gazetelerde kampanyalar yürütülüyor;
anketler açıklanıyor.
Sağlık Bakanı’nın açıklamasına bakacak olursak, şu anda %24’lük bir
memnuniyet açığımız var.
Hasta kuyruklarının ve hastaya yeterli zaman ayrılamamasının sorumlusu doktorlar ve
sağlık çalışanları değildir. Beğenmediğiniz hizmetin sorumlusu bizler değiliz.
Hastaların cebindeki el de hekimlerin eli değildir. Sağlık çalışanları bugüne
dek, dönüşüm programıyla kendilerine verilen görevi fedakarca yapmaya
çalışmışlardır. Ama hayır! Olmuyor. Bu program yürümüyor. Sağlık emekçileri
bunun farkındadırlar ve yetkilileri uyarmaktadırlar.
Bugün bizler hastalarımızın nitelikli sağlık hizmeti almadıklarını ve yarın
durumun daha kötü olacağını açıkça söylüyoruz.
Sağlık hizmetini veren kişiler olan bizler “bu sistem yanlış, hastalarımıza iyi
bakamıyoruz, buradan şifa çıkmıyor, çıkmayacak” diyorsak, buna herkes kulak
vermelidir.
Sağlıkta şiddeti önlemenin yolu;
Günde 6000 başvurunun olduğu acil servislere 3 doktor bırakmak değildir.
Poliklinikte bir doktora 150 hastaya bakma talimatı verip hali mecali tükenen, 151.
hastaya bakamayan doktora soruşturma açmak değildir.
Sağlık emekçilerini aralıksız çalıştırmak değildir.
Sağlık çalışanlarını şikayet etmek için özel hatlar açmak değildir.
“Benim yapabileceğim bir şey yok, başlarının çaresine baksınlar” demek
değildir.
“Bütün hekimleri himayeme alıyorum” demek de değildir.
Hekime, sağlık çalışanına yönelik şiddet, bu sağlık politikasının ve onun
uygulayıcılarının eseridir. Halkın ve sağlık emekçilerinin yararına olmayan bu
sağlık politikalarından derhal vazgeçilmelidir.
Şu anda Türkiye’nin doğru sağlık politikası için en acil ihtiyaç, hastaların
sayı veya müşteri değil insan, hekim ve sağlık çalışanlarının de robot veya
köle değil insan olduğunu kavramış sağlık yöneticileridir.
Meydana gelen korkunç olay Ersin’i aramızdan aldı. Çok çok ama çok üzgünüz, bir
o kadar da kırgın ve öfkeliyiz.
Bizi sizlerle karşı karşıya getiren bu tüccar yöneticilerden kurtulmak için
hizmet veremiyoruz. Tüm halkımızı bu mücadelede yanımızda olmaya
çağırıyoruz.19.04.2012
SİVAS SES YÖNETİM KURULU ADINA Serkan ÇELİKGÜN |